Burada vaktimizi ziyan etmeyelim. Fırsat çıkmışken bir şeyler yapalım! Her gün bize ihtiyaç duyan biri çıkmaz. Yo yo, şahsen bize ihtiyaç duyulduğunu söylüyor değilim. Başkaları belki çok daha fazla yarar işe. Kulaklarımızda hala çınlayan imdat çığlıkları bütün insanlığa dönük! Ama burada, zamanın bu noktasında insanlık biziz. Hoşumuza gitsin gitmesin. Bunun değerini bilelim, çok geç olmadan! Hadi gidip, bir kere olsun acımasız kaderin bize sunduğu bu görevi hakkıyla yerine getirelim. Ne dersin? Kollanmızı kavuşturup durumun eğrisini doğrusunu ölçüp biçerken de türümüzü onurlandırdığımız doğrudur. Kaplan kaplanın yardımına hiç düşünmeden koşar ya da balta girmemiş ormanların derinliklerinde kaybolur.
Ama mesele bu değil . Burada ne yapmaktayız, işte bütün mesele bu. Ne mutlu bize ki yanıtı biliyoruz. Evet bu muazzam karışıklığın içinde açık seçik olan bir şey var: Godot'yu bekliyoruz.
Yarım bilmek tam bilmekten daha fazla zafer getirir. Yarım bilen, olayları olduklarından daha basit olarak alır ve bu yüzden fikirleri daha anlaşılabilir ve ikna edicidir.
Hava durumu hakkında üç kez cesur bir tahminde bulunmuş ve bilmiş kişi kalbinin derinliklerinde, az da olsa, kendisine kehanet yeteneği bahşedildiğine inanır. Gururumuz okşandığında, fantastik olanı, mantıksız olanı sorgulamayız.
Kendi meziyetlerini dünyaya tam anlamıyla izah edememiş olanlar çevrelerinde kendilerine karşı güçlü bir düşmanlık uyandırmaya çalışırlar. Böylelikle meziyetleriyle, bu meziyetlerin kabul görmesi arasında duranın bu olduğu (ve diğer insanların da böyle zannettiği ki bu itibarları açısından çok faydalıdır) düşüncesinin rahatlığına kavuşurlar.