Zorba, ilk bakışta özgürlüğü anlatan bir roman gibi görünse de aslında insanın hayatla kurduğu ilişkinin sorgulandığı çok katmanlı bir eserdir.
Romanın merkezinde iki farklı insan vardır: Kitaplara, düşüncelere ve kurallara bağlı anlatıcı ile hayatı tüm yoğunluğuyla yaşamaya çalışan Zorba. Zorba’nın asıl etkileyici yanı bilgili olması değil; yaşama cesaretidir. O, üzülmekten korkmaz, âşık olmaktan çekinmez, hata yapmaktan utanmaz. Bu yüzden anlatıcı için bir dosttan çok bir öğretmene dönüşür.
Bana göre romanın en güçlü yanı, “doğru yaşamak” ile “gerçekten yaşamak” arasındaki farkı göstermesidir. Anlatıcı sürekli düşünürken Zorba sürekli deneyimler. Kazancakis burada düşüncenin gereksiz olduğunu söylemez; fakat sadece düşünerek geçirilen bir ömrün eksik kalacağını hissettirir.
Zorba karakteri zaman zaman kaba, çelişkili ve hatta hatalıdır. Ancak tam da bu nedenle canlıdır. Okur onun kusurlarını görür ama yine de ona hayranlık duyar. Çünkü Zorba, modern insanın çoğu zaman kaybettiği bir şeyi temsil eder: İçinden geldiği gibi yaşayabilme cesaretini.
Romanın sonunda akılda kalan şey olaylar değil, Zorba’nın hayata karşı tavrıdır. İnsan kitabı bitirdiğinde kendine şu soruyu sorar: “Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece yaşamayı mı planlıyorum?”
Bu nedenle Zorba, yalnızca bir karakter romanı değil; özgürlük, tutku, ölüm, mutluluk ve insan olmanın anlamı üzerine yazılmış güçlü bir yaşam manifestosudur. Okuru eğlendirmekten çok sarsan ve uzun süre zihinde kalan eserlerden biridir.