Bu kitap sayesinde bir sürü farklı hayata dalıp çıktım. Hani evlerin pencerelerinin uzaktan görünen o klasik şehir manzarası vardır ya, teker teker onların hikâyelerini dinlemek gibi hissettirdi.
Irvin Yalom, psikoterapiye varoluşsal bir açıdan yaklaşıp, terapist ve danışanın karşılıklı alışverişini güzel bir şekilde yansıtmış. Ölüm konusunu fazlasıyla gündeme getirmiş; hatta ben hiç ölüm hakkında bu kadar düşünmemiştim. Yine arkasını okumadan aldığım bir kitap olduğu için konusu hakkında bir beklenti içerisinde değildim. İçimde huzurlu, tatlı bir hüzün bıraktı diyebilirim. Hem terapistin hem de danışanın tarafını düşündüren ve bunu dile getiren, terapi ortamını hümanist bir şekilde normalleştiren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Irvin Yalom’un yaklaşımları çok hoşuma gitti.