bîşenk

bîşenk
@nimoke2024
du çivîk ji dara qemeşê firiyan ji zimanekî derketî û wenda bûn
thanx 400.kitapp
9/10
·253 syf.·
2026 22. kitabı
Colette Dowling’in yazdığı The Cinderella Complex (türkçede “Sindirella Kompleksi”) ilk bakışta basit bir fikir gibi görünsede kadınların bilinçaltında birinin gelip onları kurtarmasını bekleme eğiliminden oluşuyor. devamında kitabı biraz kazıyınca bunun sadece romantik bir beklenti değil derin bir psikolojik ve toplumsal yapı olduğunu da açıkça izah edebiliyor. kendi yorumumla belirticek olursam Dowling’in en güçlü tarafı, bu “bağımlılık ihtiyacını” suçlamak yerine kökenini göstermesi. yani kadınların zayıf olduğu için değil çocukluktan itibaren böyle yetiştirildiği için bu kalıba girdiğini anlatıyor. kız çocuklarına verilen mesajlar -“uslu ol, korunmaya muhtaçsın, tek başına zor”- gibi düşünceler zamanla bir iç sese dönüşüyor. ve bu ses yetişkinlikte bile karar almayı zorlaştıran durumlara neden olabiliyor. dolayısıyla bu açıdan kitap sadece bireysel psikoloji değil aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri üzerine de ciddi bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. tabi kitabın iyi yanları olduğu gibi pürüzlü yanları da var. misal yer yer fazla genelleyici. yani her kadını aynı psikolojik kalıba koyma riski mevcut. günümüzde özellikle daha bağımsız büyüyen ekonomik olarak güçlü kadınlar için bu kompleks her zaman geçerli olmayabilir ya da farklı şekillerde ortaya çıkabilir. ayrıca erkeklerin bu sistemdeki rolü de biraz tek boyutlu ele alınmış gibi geldi bana. (önüne gelen yerde ‘geneli öyle değil yiahaha diyen o mızıkçı, gıcık bir tip olarak diyorum bunu, şu huyumu da bazen sevmiyorum da işte başka tarafıma veriyorum neyyss) kitap konusunda ki düşüncelerimin hâlâ arkasındayım insanı rahatsız edebilecek ölçüde mükemmel bir kaynak. çünkü okurken ben böyle değilim diyorsun ama sonra bazı küçük davranışlarında o bağımlılık kırıntısını fark edebiliyorsun kendinde. mesela karar
Sindrella KompleksiColette Dowling · Öteki Yayınları · 1999970 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·154 syf.·
2026 12. kitabı
“Bir Erkeğe Nasıl Tecavüz Edilir” benim için okurken hem duygusal hemde düşünsel yönden sorgulatan bir kitaptı. Kendi içine çekip sürükleyerek okurunu durdurup düşündürten tarafı da mevcut. Yazarın dili oldukça net ve mesafeli. Bu mesafe bazen okurla karakter arasında bir boşluk oluşturuyor ama aslında tam da bu yüzden anlatılan şey daha gerçek ve çarpıcı duruyor. Çünkü olay dramatize edilmeden olduğu gibi veriliyor. Bu da insanın kendi içinde daha fazla yorum yapmasına neden oluyor. Kitapta en dikkatimi çeken şey olaydan çok olayın yarattığı etkiydi. Karakterin yaşadıkları kadar sonrasında düşündükleri ve sorguladıkları ön planda. Bu da kitabı klasik bir hikâyeden çıkarıp daha çok toplumsal bir sorgulamaya dönüştürüyor. Okurken de ‘bu kitap bir cevap vermiyor sadece soru bırakıyor’ diye düşündüm. Zaten belki de en güçlü yanı bu. Okuyucuya belirli bir şeyi hissettirip o durumun içinde bırakabiliyor. Genel olarak sade, kısa ama etkisi uzun süren bir kitap. Okuması hızlı ve üzerine düşünmesi zaman alan türden. Kitap ile ilgili merak edip soran okurlar oldu, başlığından dolayı yazan da ben beğendim tavsiye ederim. Kafa açıcı kitaplardan. İyi okumalar.
Bir Erkeğe Nasıl Tecavüz Edilir?Marta Tıkkanen · Ayrıntı Yayınları · 199860 okunma
İyileşmenin içinden yazıyorum
Puan vermedi·148 syf.·
2025 108. kitabı
Siddhartha benim için bir “arayış kitabı” olmaktan çok yanlış zamanda karşıma çıkmış bir yüzleşme metniydi. Bu kitabı okurken yalnızca Siddhartha’yı değil çocukluğumdan beri taşıdığım bastırılmış arzularımı, susturulmuş isteklerimi ve kendimden vazgeçerek büyüttüğüm empatiyi gördüm. Siddhartha, nefsini aşmak isteyen bir karakterdir. Ben ise nefsimi aşmaya çalışan bir çocuktum (daha çocuktum). Zamanında içimdeki çoğu duyguyu, nefsimi öldürmeye çalıştım içten içe acı çektim durdum. Tabi bunun sonucunda yüksek empati ve farkındalık kazandım ama hayatın öbür yüzü tokat gibi çarptı bana. Her şeyi aştığımı düşündüğüm aslında aşamadığım tek bir duygu vardı. Kendi içgüdüm bastıramadığım yahut bastırmaya çalıştığım arzum… Aramızdaki temel fark burada başlıyordu zaten. Siddhartha bilgiyle değil deneyimle olgunlaşması gerektiğini anlatır. Ancak ben bu kitabı okurken deneyimden kaçmanın bedelini gördüm. Çünkü arzuyu yok etmeye çalışmak onu anlamaktan çok daha yıkıcıdır. Siddhartha Kamala’yla arzuyu yaşar doyar ve bırakır. Ben ise arzuyu bastırdım bastırdıkça suçlulukla ve kendinden kopuşla yüzleştim bunu bilinçli bir yolculuk olarak seçerken ben bunu hayatta kalmanın bir yolu sanarak öğrendim. Bu yüzden onun çilesi bir arayışken benimki bir savunmaydı. Bastırılan her şey gibi bastırılan arzu da insanın önüne başka şekillerde çıkarmış demek. Siddhartha’da nehir, zamanın ve bütünlüğün sembolüdür. Nehirde geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda akar. Bu metafor bana şunu hatırlattı: Sorun arzunun varlığı değil arzuyu yanlış yerde sevgi sanmaktı (yani insanı kendine bağlayan ama iyileştirmeyen bir bağ). Siddhartha nehirde bütünlüğü bulurken ben bir insanda tamlık aradım. O insanlar gidince -aslında gitmeleri değilde de tam olarak gerçek yüzlerini görünce- nehir de kurudu sandım. Aslında
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447bin okunma
Ophelia bi' düşünce çiçek pazarına
9/10
·107 syf.·
2025 89. kitabı
“Değil mi ki onlar senli-benli-gitti derler! O dörtbaşı mamur taşlar! O açmaya varmış çiçekler! - değil mi ki bir kasvettir kalan geriye! Ecenin haliyse malûm, toprak mangalının korlarını karıştırmaya dalmış büyücü, bilir ya söylemez bizim bildiğimizi.” Uzun serüvenimden sonra bi türlü okuyamayıp ertelediğim ve bana boğucu gelen şiir kitaplarını nihayet kalan dirayetimi de toplayıp başladım hatta ilk kitap diyim ya (diyim mi kuşkulandım, neyse).. yeni kampüsümüzde gezinirken benim tabiki ziyaretgahını doldurmazsam olmazlarımdan kütüphane günlüğüme yeni hikaye alıp dalmak istedim. Azcık ucundan uzun süren kitap arayışlarımda iken kitabın adını (off Ofelyaa en sevdiğim isimlerden) görür görmez gözüm açık halde havada kapıp sarılıp benim olmalısın okumalıyım seni dedim. (nolmuş yani yanında 2 kitap daha aldıysam heni sırf oxumak üçün) daha gün girmeden araya bitirdim kitabı tabisi. Dersi de ekmiş olabilirim yani kitap beni fena sardı. (zira full okuma bazlı olan derse kendim de çalışabilirim da mı, peki benim hava atmam tatlışlığı :) ) İşin gırgır boyutu bir yana dursun Rimbaud’un şiirlerinde en belirgin temalar özgürlük, başkaldırı, kimlik arayışı, doğa ve delilik ekseninde şekillenir -ilgi alanım olur kendileri- e haliyle Ofelya kitabında bu temaların izleri açıkça görülmesi de kaçınılmazdır doğal olarak. Şair, toplumsal kalıplara ve dini baskılara karşı durur insanın iç dünyasındaki çatışmayı dile getirir. Aslında ”Ofelya” şiirinde, Shakespeare’in aynı adlı karakterinden yola çıkarak masumiyetin ölümle buluştuğu trajik bir güzelliği anlatır. Rimbaud’nun Ofelya’sı, suyun içinde kaybolan bir ruhun, kaybolan gençliğin sembolüdür. Cehennemde Bir Mevsim bölümlerinde ise şairin kendisiyle hesaplaşması, günah, inanç, arzular ve suçluluk temaları ön plandadır Aydınlanmalar
OfelyaArthur Rimbaud · Opus Yayınları · 19978 okunma
Anlaşıl(ma)manın külfeti
9/10
·54 syf.·
2025 55. kitabı
Hayat bazen kendi ritmini kaybeder zaman ağır akar, umutlar yavaşça silinir. Her düşüş ruhun derinliklerinde bir iz bırakır her çaba, görünmez bir tohum gibi içimizde filizlenir. Bazen yalnızca bir söz, bir bakış, bir hikâye, tüm karmaşayı durdurur ve insanın yeniden kalkmasını sağlar. İşte böyle anlarda ruhumuzun derinliklerinde sessizce demlenen bir güç vardır farkına varmak bazen yıllar alır, bazen tek bir an yeter. Baştan söyleyecek olursam bu kitap incelemesi iç dökmeden ibaret sadece yer yer kitabın bana kattıkları da var tabi. Maksat gelip geçtiğimde okuyup yaşadıklarımı tazelemek. Ben Osman Nuri Burucu’yu YKS dönemimden tanıyorum. 12. sınıftayken yani 2019’da hayatım baya baya derslere adadığım dönemde çıkmıştı karşıma. İnek öğrencilerdendim o dönemler kim beni bizimkilere sorsa dediği ilk şey “hala ders çalışıyor mu?” sorularıydı -tabi bu inekliğim başıma bela oldu- . Bir noktadan sonra ne kadar çalışırsam çalışayım bir türlü ilerleyemediğimi emeklerimin netlerime yansımadığını fark ettim. Çocukluğumdan beri hayalim tıptı dersler, denemeler, tekrarlar zaten asosyallik diz boyu istediğim bölümde bunun makyajı gibi bişi olmuş oldu… Tüm bunlar arasında kaybolmuş, çoğu zaman neyi neden yaptığımı bile sorguladığım anlar yaşamıştım. Kör olmuştum o dönemler Kendimi çaresiz ve yorgun hissediyordum. Zaten mezun olunca da yavaş yavaş tükeneceğim dönemlerime geçmiştim artık… O dönemde Burucu’nun “Asla Vazgeçme” videosuyla karşılaştım. İzlerken ilham vermişti sanki bana özel konuşuyordu. Kim ne derse desin bana pes etmemem gerektiğini her düşüşün bir öğrenme ve güçlenme süreci olduğunu, sabrın ve emeğin bir gün mutlaka karşılık bulacağını hatırlattı. O an yeniden kalkmanın ve yoluma devam etmenin mümkün olduğunu hissettim. O videoyu izledikten sonra içimde bir ışık
Ruhun DemleriOsman Nuri Burucu · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202221 okunma