Benim gibi acı çeken bu insanlardan nefret etmeye başlamıştım. Dahası onları kıskanıyor, kaderimi lanetliyordum. Hiç değilse kendi aralarında arkadaş oldukları, oysa aslında benim gibi onların hepsinin de, kırbaç ve sopa zoruyla bir arada bulundukları bu arkadaşlıktan nefret ettiklerini, iğrendiklerini bile bile, birbirlerinden bakışlarını kaçırdıkları halde, gene de arkadaş olabilmelerini kıskanıyordum.
Kartalı bozkıra doğru bıraktılar. Sonbaharın ortalarında kapalı, soğuk bir gündü. Rüzgar çıplak bozkırda, ıslık çalıyor; bir araya topladığı sararmış, kurumuş otları gürültülü bir biçimde hışırdatıyordu. Kartal, bir an önce bizden uzaklaşmak, nereye olursa uçmak için acele ediyormuş gibi, sakat kanadını da çırparak dümdüz gitti. Mahkumlar otlar arasında kafasının giderek küçülüşünü merakla izliyorlardı.