Hırsızlık... Dünyada hırsız olmayan hiçbir mahlukat yok. Hırsızlık başkadır. Taşbaşoğlu Efendimiz bile azılı, azgın hırsızın birisi. Bizim adımız hırsıza çıkmış. Sinekler, balıklar, solucanlar, kartallar, güzel gözlü cerenler, kurtlar, karıncalar, her şey, herkes hırsız şu dünyada bre akılsız Uzunca Ali. Herkes hırsız olduğundan dolayı hırsızlık bir kutsal iştir.
Meryemce kimseye yalvarmaz, onurludur, yalvarıyor. Can değil mi, can batsın, can çok tatlı. Candan başka ne var ki dünyada, son, ucu. Yalvarır insanoğlu, can için yalvarır. Yalvarmasa daha iyi. Can için bile boyun kırmasa, ne iyi olur.
Avrupa'nın doğusundaki yerleşim örüntüsü, Doğu Asya uygarlıklarında yaygın olarak görülene karşıtlık sergiler. Aralarındaki fark, kesin olmamakla beraber kabaca şu şekilde özetlenebilir: Avrupa'da yerleşik yaşama geçiş, (özellikle süt için yapılan) sığır yetiştiriciliğinin egemen olduğu ekonominin, başlıca faaliyetin tarım olduğu ve sığır yetiştiriciliğinin tali bir unsur olarak varlığını sürdürdüğü bir ekonomiye dönüşmesi anlamına geliyordu. Öte yandan Asya'da yaygın ve dolayısıyla göçebe olan tarımdan süt sığırı yetiştiriciliğinin olmadığı hortikültüre [bahçe tarımı] geçiş söz konusuydu. Bu karşıtlık görelidir ve tarih öncesi zamanlar için geçerli olmayabilir ama ne zaman ortaya çıktığı fark etmeksizin temel ayrımlara neden olmuştur. Bunun sonucunda Avrupa halkları arasında toprağın özel mülkiyeti her zaman için müşterek meraların küçük gruplar arasındaki bölüşümü ve nihai tahsisiyle ilgili olmuşken, Asyalılar arasında böyle bir gelişme yaşanmamıştır. Dolayısıyla Batı'da bulunan mark ve müşterekler gibi ilkel komünal tarım birimleri Asya'da ya hiç varlık göstermemiş ya da farklı bir ekonomik işlev üstlenmiştir.
Antikçağda insanların hissettikleri 'toplumsal sorunlar' mevcuttu. Bunlar arasında polisin özgür yurttaşlarının siyasi sorunları, polis yurttaşlarının eşitliğine yönelik tehditler ve borçlardan ve mülkiyet yitiminden kaynaklanan sınıf statüsündeki gerilemeler vardı. Bürokratik devlet ve arkasından gelen imparatorluk, yurttaşların özgürlük alanını işgal edip polis yurttaşları birer özneye dönüştürülünce, alışkın olduğu gündelik ekmeğinin azaldığını gören işçiler ekmek talep etmeye ve kiracılar mal sahibinin haraçlarından şikayet etmeye başladılar. En sonunda bu grupların hepsi vergilerden ve vergi tahsildarlarının bindirdiği yüklerden şikayet etme noktasında birleştiler. Fakat bu şikayetler toplumun yeniden inşasıyla çözülecek 'toplumsal sorunlar'dan ziyade bireylerden kaynaklı adaletsizlikler olarak kavranıyordu. Tam da bu yüzden, Yunan polisinde olduğu gibi çağın adaletsizlikleri geleceğe yönelik (Platon'unki gibi) veya geçmişte yaşanmış olan (Likurgus'unki gibi) ütopik bir vizyona yol açmaktansa, Yakın Doğu'da yaşayan insanların ta o zamanlardan beri bir özelliği haline gelmiş genel siyasi kayıtsızlığı güçlendirdi.