sirueto

sirueto
silentium
16 kütüphaneci puanı
238 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Felsefede belki de en rahatsız olduğum şey filozofların daima çok kalburüstü oluşu -belirli dönemin bilinen kişileri, illa ki istisnası var-. Belirli konuların üzerine düşünebilmek için temel yaşam standartlarının üzerinde olman gerekir evet ama bahsettiğim şey birkaç entelektüel adamın bacak bacak üstüne atıp ettiği sohbete insanların ölüp bitmesi. Sonra o sohbetten ayrılınca kümesten tavukların salınması gibi uzaklaşmaları ve önceki hayatlarına aynen devam edişleri. Gerçi bu her konu için uyarlanabilir mesela edebiyat söyleşisi (sempozyumu, paneli, oturumu vs.) yapılan bir yerde insanlar gerçekten o söyleşiyle ilgilendikleri için mi yoksa "söyleşiye gittim" diyebilmek için mi katılıyorlar. Ayrıca hatalı oldukları açıkça belli olmuş klasik filozofları ilahlaştırma çabası neden hala anlayamıyorum. Bu insanlar bugünkü felsefenin oluşması için birer basamak görevi gördüler bu saygı duyulacak bir şey ancak statülerinin yapılması, hala oturup onların düşünceleri üzerine konuşmalar yapılması zaman kaybından başka bir şey gibi gelmiyor. Düşünülmüş düşünceyi tekrar düşünmek. poff. Herkesin şeyleri algılayış şekli farklıysa fikirlerini ısrarla başkasına aktarma isteği neden var. Algı fikirle değişebilir ama hangi fikrin doğru olduğu nasıl anlaşılacak? Durum böyleyken düşünce içerikli kitaplar neden var? Belki önceki bir fikrin neden yanlış olması gerektiğini savunuyor, belki kendi fikirlerine insanların hemfikir olmasına ihtiyacı vardır yazan kişinin, ya da diğer herkesten farklı düşündüğünü düşünüyordur -zaten öyle değil mi?- Peki ben niye onların yazdıklarını okumaktan hoşlanıyorum? belki bakış açımı genişletir belki daha önce aklıma gelmemiş bir şeyi getirir önüme. beni rahatsız ettiği halde okumaya neden devam ediyorum? rahatsız olduğum şeyin ne olduğuna bağlı yani
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Baran-ı Bahar
Bir gün gelir, müzeyyen ağaçlar, şuh çiçekler, yeşil çayırlar bir nefha-i müncemide-i şitâ ile kuruyarak, solarak, sarararak harap olurlar; yapraklar düşer, çiçekler teverrüm eder, çayırlar çatlar: Tabiat ölür. Fakat sonra bir gün, hınçlı yağmurlardan sonra yine bir gün bu ağaçlar çiçeklenir, çayırlar titreşerek serpilirler; bir hayat-ı nev, bir ra'şe-i zindegî, bir taravet-i emel gelir: Yeniden bahar olur. Benim de müzeyyen ümidlerim, nihayetsiz emellerim, mes'ud aşklarım; gizli kederlerin, gayr-i mahsûs elemlerin dest-i kahrında kurudu, soldu, sarardı: Ruhum Öldü. Fakat benim ruhumun, benim zavallı ruhumun baharı gelmiyor. Mehmet Rauf
Şiir
Tevfik Fikret’in Süleyman Nazif’e yazdığı mektup
“Umutsuzluk. Umutsuzluk. Umutsuzluk. Umutsuzum kardeşim. Korkunç bir kızgınlık bunalımı içindeyim, sönüyorum. Bu biraz daha sürerse eyvah! Nedenini söyleyeyim mi? Fakat bu o kadar tuhaf ki, gülersiniz diye korkuyorum, kimi zaman kendim bile kendi halime gülüyorum. Koca bir dünya içinde yalnızım Nazif! En yakın arkadaşlarımın arasında sokağa çıplak çıkmış bir adam duygusuyla titriyorum, herkesin vicdanı kapalı örtülü, yalnız ben çıplak. Herkes hiç olmazsa üniformalarla –ne diyeyim- mayasını sürdürüyor. Herkes zamanın alçak süslerine bürünebiliyor. Herkes namuslu geçinerek alçak yaşamanın kolayını buluyor. Herkes bu rezalet havasında nefes alabilmek için bir kolaylığa, bir çareye, bir büyüye sahip.”