Emine

Emine
@nipa
İnsanlar ve İhtiyaçlar
Tepkilerimizi neye göre veririz? Ne zaman büyürüz? Tepkilerimiz de bizimle birlikte büyür mü yoksa aynı mı kalır? “Sen artık küçük bir kız/erkek çocuğu değilsin,öyleymiş gibi davranmayı kes artık.” “Sen ne zaman büyüyeceskin?” “Ayşe’nin kızı senin yaşında bir evi çevirirdi,sen odanı toplamaktan acizsin.” “Koskoca kız/erkek salıncakta mı sallanacaksın? Kimse duymasın!” Bunlar size tanıdık geldi mi?Eminim en az bir tanesini muhakkak duymuş ve yaptığınız her neyse sorgulamışsınızdır.Ya davranışınıza devam etmiş ya da onları dinleyip,normları kabul edip,toplum yaşınız için neyi uygun görüyorsa onu yapmışsınızdır.Kim bilir belki iyi bir gözlemci olarak yaşınıza sözde yakışır düşen ne ise onu yapmış ve kusursuz komşu çocuğu siz olmuşsunuzdur. Peki ya şunları da duydunuz mu hiç: “Aslan oğlum/prenses kızım ister de ben yapmaz mıyım?” “Sen daha benim gözümde çocuksun” “Sen oku ben senden iş istemiyorum” Bu cümleler biraz daha eski.Diğerleri kadar tanıdık değil belki de.Büyükannelerinizin,annelerinizin odanızı topladığı kadar,teyzelerin size afacan çocuk gözüyle baktığı ve ‘çocuktur o’yakıştırması yaptığı kadar eski. Şimdi soru yağmurunu bir kenara bırakıp düşünme vakti.Derin bir nefes alın.Kim bilir belki de ne zamandır birileri size nefes almanız gerektiğini hatırlatmamıştır. Geçmişte yaşınızın sorumluluklarını üstlenmenize müsaaade etmeynler bugün sorumluluk almadığınızdan sizi yargılayanlarla aynı kişiler değil mi?Üzerine yeni kişilerin eklenmesine vesile olanlarla ya da?Belki evet belki hayır.Ancak hepsinin ortak bir özelliği var:Yargılayan,yadırgayan zihniyet. Eğer bugün,onların yaptığı bu davranışları sizde yargılar ve onları bundan dolayı azarlarsanız hiçbir farkınız kalmaz.Bugün yapmanız gereken onları değil kendinizi anlamayı seçmek.İhtiyaçlarınızı fark etmek ve
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dün Bugününledir
İnsan unutkan, hatırlatılmaya ihtiyacı olan bir varlıktır. Acısını, öfkesini, sevincini, neşesini hep unutur. O anı yaşarken kıymetini fark etmez. Ta ki üzerinden yıllar geçip belki bir fotoğraf karesi, bir koku, tını ya da biri hatırlatıp tebessüm ettirene kadar. Anımsayın, seher vakti bir ekmek fırının önünden geçiyorsunuz. Elleriniz cebinizde dalgınca yürürken, çoğunlukla iştah kabartan o tandık koku tüm dikkatinizi ele geçiriyor. Eğik başınızı kaldırıp o sıraya denk gelince çocukluğunuzdan birkaç kare geliyor gözünüzün önüne. Koşarak fırına gidiyor, dakikalarca sıra bekliyor ve kalan para üstü ile alacağınız çikolatanın hayalini kuruyorsunuz. Henüz bilmiyorsunuz ki o çikolatanın tadı siz büyüdükçe değişecek, o hazzı vermeyecek. Ve yine bilmiyorsunuz ki, eğer size keyfi verenin bağlam olduğunu anlarsanız o keyfi tekrar yaşama fırsatınız olacak. İşte bu nedenle hayat hatırlatıcılarını mayın gibi döşüyor. Döşüyor ki, biz bir çıkar yol bulamadığımızda yaşamak için bir nedenimiz olsun. Mayın patlıyor ve etrafa saçılıyor tüm iksir. Bölüm sonu canavarlarını yenebilmek için can veriyor insana. Yeniyor ve kalan gücümüzle devam ediyoruz. Anımsadıkça canımıza can geliyor. Her zaman böyle mi hayır. Zaman zaman da can alıyor. Çünkü para üstünü harcadığınız için işiteceğiniz azar, dopaminin yerini epinefrine(adrenalin) bırakır. Belki vücudunuzda belki kalbinizde bir yara açar. Bu yaralar arttıkça ve tedavisi için zaman harcadıkça keyif azalır. Çünkü hayat pembe panjurunu kaldırıp rengi solmuş dünyadan kesitler gösterir. Haritası olmayan labirentten çıkış kapılarını ve ödülleri alarak çıkmanız gerektiğini, ödülün orada olduğunu anlatır. Anlamak bu yolu bitirmeyi ve son nefesi tebessümle vermeyi sağlar. Sözüm o ki hayat geçmişte yaşanmaz ancak geçmişle yaşanır. Yaşadığımız her
Ben konuşmalarında değil,düşüncelerinde de değil,yalnızca eylemlerinde ve yaşamında görürüm onun büyüklüğünü
Hiç kimse bir başkasının yürüdüğü yolda ne kadar ilerlemiş olduğunu göremez.
Bilgi bir başkasına aktarılabilir,bilgelikse hayır.Bilgelik keşfedilebilir,bilgelik yaşanabilir,bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı,bilgelikle mucizeler yaratılabilir ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.