Nisa

"Çünkü çok mutsuz ve hissizdim o zamanlar. Etten kemikten bir heykeldim sadece. Ne soğuk işleyebilirdi bana ne kar ne de fırtına."
Reklam
Hislerin ifade edilişindeki, aşkın dile getirilişindeki incelik onu şaşırtmıştı. Demek ki aşk hırpalamadan, yıpratmadan, yormadan da yaşanabiliyordu. Fakat artık her şey kolayca elde edildiği gibi kolayca kaybetmeye de önayak oluyordu. Aradaki nesil farkı, bu dönüşümün temeliydi aslında. Zamanın döngüsü içinde değişen toplum ve insan; artan ihtiyaçlar, hırslar ve kaygılar arasında kendini savunmaya geçmiş, bu yeni düzene uyum çabası ise beraberinde hız, kolaycılık ve duygusal yozlaşmayı getirmişti. Bencillik en baskın karakter özelliğiydi, kimse kimseye değer vermiyordu artık.
Bu da yeni bir tesadüftü. Belki de aşk sadece tesadüfleri bekliyordu.
Kayıplar küçük parçalar hâlinde başlıyor ve giderek bir çığa mı dönüşüyordu? Yoksa birdenbire zifiri bir karanlık mı iniyordu?
Zaman, gerçek hayatın kurmaca hayallerden ayrılması gerektiğini öğretmişti bana.
Reklam