Daniel, eski İstanbul'daki köpekleri düşündü: Hayvanları sokaklarda kovalar, yakalayıp kocaman sepetlere doldurur ve bir adaya bırakırlarmış. Köpekler orada birbirine saldırır, birbirlerini parçalar ve yermiş; ulumalarını denizin rüzgârı ta gemicilerin kulaklarına kadar götürürmüş.
"Oraya bırakılması gereken, köpekler değildi halbuki."
"Özgür olmak. Kendi kendinin nedeni olmak: Benim, çünkü ben olmak istiyorum, diyebilmek! Kendi kendinin başlangıcı olabilmek!" Bunlar içi boş, cafcaflı sözler okumuşların can sıkıcı, bıktırıcı tekerlemeleriydi.
Ben buradayım, kendi kendimin tadına bakıyorum; kanın ve pas kokulu bir suyun buruk tadına bakıyorum; kanın
ve pas kokulu bir suyun buruk tadını
duyuyorum: Bu benim kendi tadım; kendi kendimin tadıyım ben ve varım, yaşıyorum. Var olmak yaşamak, işte bu: susamadan, canı çekmeden kendini içmek!