Avrupada 20.yüzyılın ilk yarısında geçen bu kitap yazarın hayatındaki yaşanmış olaylara dayanıyor. Önce Paris sonra Londra derken Avrupanın sefalet dolu yıllarına ışınlanıyoruz. Yazarın sefillik ve zorluk içerisindeki yaşamını okurken neden buna katlanıyor , ailesi yok mu , evine dönse ya ne işi var orda vb düşünceler geçti kafamdan sürekli . George Orwell bununla alakalı bir bilgi vermiyor bize . Yani neden o sefaleti çekiyor neden bu hayatı yaşıyor soruları ile sadece kendi kendimizi yiyoruz kitabı okurken. Ama anladığım kadarıyla -ki bunu da yorumlayan başka bir çevirmen - yazar edebi yönünü beslemek için arayışa giriyor , farklı insanları tanımak , onların hayatına şahit olmak ve bütün bunları kaleme dökmek gibi bir arzusu var. Kitabın taslağını çöpe atmak istiyor zaten ama sanırım yardımcısı veya bi arkadaşı- tam hatırlayamıyorum - kitabın taslağını o dönemin meşhur bir yayıncısına götürüyor ve o adam da kitaptaki bazı küfürlerin ve gerçek isimlerin çıkarılması koşuluyla kitabı basmayı kabul ediyor. Kitabın basılmasını reddeden yayıncılar da var tabi hatta ilk etapta kitap sadece Paris anılarından oluşuyor , yayıncının biri çok kısa olduğunu söyleyince George Orwell bunun üzerine Londra anılarını da kitaba dahil ediyor. İşte bu şekilde günümüze kadar ulaşan bu anı kitabı niteliğindeki ve kurgu olmaktan çok uzak olan George Orwell’ın yaşam hikayesine tanık oluyoruz.