Bu toprak daha çok Akifler yetiştirecek mi? Bu soruyu, mümince dua ve ümitlerle karışlamak kolaydır. Ancak nâzımın, şâirin, idealcinin, hatta vatanperverin üstünde, tâ uzaklarda, sanki Levh-ı mahfuzda yazılı bir insan vasfı var. Bir insan vasfı ki onu insan isimlendiremiyor. Fazilet diyorsunuz, yet-miyor; Hamiyet küçük kalıyor; Aşk, önünde yanıp kül oluyor. Cezbe nedir bilirseniz eğer, "Allah!" deyip kalıyorsunuz. Kelime ile cevaplanmayan bu ilâhî bilmeceyi, ancak yine kelimesiz iba-detteki vecd cevaplandırıyor. Eğer bulmak hususunda iktidarınıza inanıyorsanız, işte Akif Bey'de onu arayınız. "Âkifnâme"de bu sır-rın çözümünü bulabilirseniz, Akif Bey'i anladınız demektir.
Bu secdegâha kapanmış yanan yürekler için;
Bütün solukları feryad olan şu mahşer için;
Harîm-i kâben için; sermedî kitabın için;
Avalimindeki âyât-ı bî-hisabın için;
Nasib-i daimi hüsran kesilmiş ümmet için;
Şu hâk-i pâke bürünmüş sema-yı rahmet için;
Biraz ufukları gülsün cihan-ı İslâmın!
Hududu yok mu bu bitmez, tükenmez âlâmın?
Onun ifadesi üç hârikanın terkibi mahsûlüdür: Bin yıllık bir tarih, bizzat kendi ruhunun fezâya çekilmiş kılıcı andıran Süleymaniye'lere nazire bir beden ve bir de Allah Kitabı.