Böylece acıyı ve bununla birlikte acıdan kaçmayı öğrendi; öncelikle acının ortaya çıkması tehlikesine meydan vermemeyi, sonra da bu tehlike doğmuşsa, hızla oradan uzaklaşarak veya geri çekilerek acıdan kaçmayı... Tüm bunlar bilinçli eylemlerdi, dünyaya ilişkin ilk genellemelerinden çıkardığı sonuçlardı. Bu sonuçları çıkarmadan önce, nasıl kendiliğinden ışığa gidiyorsa, o şekilde, kendiliğinden kaçardı acıdan
Oysa herhangi bir tehlike söz konusu değildi. Yaşlı Tekgöz, başka bir dürtünün zorlamasını hissediyordu ki bu da dişi kurttaki içgüdünün karşıtı olarak bütün baba kurtlardan ona geçen dürtüydü. Ne hissettiğini sorgulamadı veya içinden geçenler kafasını bulandırmadı. Çünkü öyle hissedi-yordu, varoluşunun dokusunda vardı ve yeni ailesine sırtını dönüp yuvadan çıkıp bulunduğu bölgede av peşine düşerek bu içgüdüye boyun eğmesi, dünyanın en doğal şeyiydi.
Tuhaf bir biçimde arzu dołu bakışlarla izliyordu onları, köpekler insanlara nasıl bakarsa öyle bakıyordu. Ama bakışlarındaki o arzuda köpeklerin sevgi ve bağlılığından eser yoktu. Açlığın yarattığı arzuydu bu; kurdun dişleri kadar acımasız, buzun kendisi kadar amansız bir arzu.