Dışarıda sessiz, koyu bir karanlık vardı. Mirzagül'ü düşünen Sultanmurat'la o karanlık geceden başka bir şey yoktu. Sanki ikisi, o ve karanlık, yapayalnızdılar.
Bir gece, herkes uykuya dalınca, düşündüğü mektubu yazmaya koyuldu. Onu rahatsız edecek hiçbir şey ve hiç kimse olmadığı halde, çok heyecanlandı. Önce, mektuba nasıl başlaması gerektiğini sordu kendi kendine. Onu yazdı olmadı, bunu yazdı olmadı. Yazdıklarını hiç beğenmiyordu.
Suya atılan taşların oluşturduğu halkalar gibi dağılıp gidiyordu düşünceleri. Aklından geçirip olgunlaştırdığı her şeyi yazmak istiyor, ama yazmaya başlar başlamaz kelimeleri birbirine bağlayamıyordu.
- Rastgele ve kim gelirse onu alacağımı sananlar varsa yanılıyorlar. Kötü okuyan kötü çalışır, bu bir. İkincisi, iyi bir öğrenci okumadan geçen günleri daha çabuk kapatır.
İşte, en güzel, en zevkli dersi o zaman anlatırdı. Her sözü gücünü arttırır, düşüncesi yeni bir düşünce doğurur, bütün açıklamaları, bütün kanıtlamaları çocukların zihinlerine iyice yerleşirdi. Coştukça coşar ve bütün sınıf büyülenirdi.