Kısaca söylenilirse, inandıklarımız bile inanılan şey ile inanan kişinin birleşimidir/sentezidir. Her insanın bir âlem olduğunu söyleyen kadim süfi/irfäni kültürümüzün, Hz. Insanın âlemlere rahmet olduğunu ifade eden âyeti yorumlarken, âlem kavramını yalnızca Evren anlamında değil, aynı zamanda insan olarak da anlaması bu dikkatle ilgilidir.
bir insanın hak ve hakikate doğrulukla (el-sıdk maal-hakk), yaratılanlara da ahlâkla (el-huluk maa'l-halk) davrandığında insan olabileceğini belirtir. İnsan olmak, işte bütün mesele!
Her şeyden önce, Istanbul dikkate alınmadan dünya tarihi, bırakınız bilimsel olarak yazılsın hikâye dahi edilemez. İstanbul'un, geçmişin tarihindeki yeri budur. Mazide olan âtide de olur. Öyleyse, geleceğin tarihi de İstanbul'suz yazılamayacaktır. Ancak geleceğin İstanbul'unun muhtevâsı, gelecekteki Türk'ün muhtevâsına bağlıdır. Gelecekte ne kadar Türk olmayı becerebilirsek, İstanbul da o kadar şehir kalacaktır. Her zaman dediğim gibi: "Tarih, geleceğe ilişkin projesi olan insanlar için anlamlıdır." Tarihi yalnızca ibret olarak görenler, tarihten kuvvet alamazlar. Halbuki tarih hem ibrettir hem kuvvet. Süleymaniye bu şehirde oldukça, bu şehir İstanbul'dur. Kısaca, bu tarih bu şehirde oldukça bu şehir İstanbul'dur. İstanbul'un gelecekteki rolü tarihimizin gelecekteki rolüne bağlıdır.