Papalagi'nin uykusu hiçbir zaman derinleşmez. Gündüz topladıkları gece uçup gitmesin diye uyanık olması gerekir çünkü. Ellerinin ve duyularının, "benim"lerinin en uç sınırına kadar uzaması lazımdır.
Dün bitirdiğim kitapta saatlerin tüm ülkeye yayılması hepsinin bir düzende ayarlanmasından bahsediyordu (Saatleri Ayarlama Enstitüsü ) bugün başladığım kitapta aynen şu cümle geçiyor; O küçük , yuvarlak zaman makinelerini parçalayıp, ona güneşin doğusundan batışına kadar bir insanın kullanabileceginden çok daha fazla zaman olduğunu anlatmalıyız. (Göğü Delen Adam )
Hastadır o, kaçıktır. Ruhunu yuvarlak metal ve ağır kağıda adamıştır. Hiçbir şeyle yetinmez, gözü doymak bilmez. Kimseye kötülük etmeden,haksızlık yapmadan ,geldiğim gibi göçüp gideyim şu dünyadan diye düşünmez. Hiç aklına gelmez ki Büyük Ruh, kendisini yeryüzüne yuvarlak metal ve ağır kağıtla getirmemiştir. Çok azı bu konuda kafa yorar.
Spoiler içerebilir.
Kitap ağır denildiği için sürekli erteledim okumayı, okurken de sanırım yine etkisinde kaldım bu fikrin uzun sürdü kitabı okumam.
İlk inceleme deneyimim amatörlüğüm yazımda çokça belli olsada denemek istedim.
Kitapta çok kez ben olsaydım ne yapardım sorusunu sorma ihtiyacını duydum, ya da bu olay da değilde hayatımın içinde yanlış olduğuna inandığım her şeyi red mi ediyorum yoksa kendimin yanlış olduğunu, o ya da bu diyorsa doğrudur mu diyorum diye sordum .
Elbette ki kitap sadece bundan ibaret değil, bulunduğun kültür ve başka bir kültür arasında sıkışmışlığın, kendini ait hissedememenin ya da ait olduğuna kendini ikna etmeye çalışmanın cok iyi işlendiği bir kitaptı benim için.
Okumak isteyipte ağır diyenlerin etkisiyle erteleyenler bence ertelemesin.