Vebayı, sefaleti ve
yoklukları geride bırakan herkes, uzun süredir
oynamakta olduğu rolün giysisine bürünmüştü,
yokluğu ve uzaktaki ülkeyi önce yüzleriyle,
şimdi de giysileriyle belli eden göçmen rolüne
bürünmüşlerdi. Vebanın kent kapılarını
kapadığı günden başlayarak yalnızca ayrılığı
yaşamışlardı, her şeyi unutturan o insancıl
sıcaklıktan ayrı düşmüşlerdi. Değişik
derecelerde, kentin her köşesinde bu kadınlar
ve bu erkekler, herkes için aynı olmayan ama
yine hepsi için olanaksız bir buluşmayı
özlemişlerdi. Çoğu tüm gücüyle orada
bulunmayan birisini, bir bedenin sıcaklığını,
sevgiyi ya da alışkanlığı haykırmıştı. Bazıları
insanların dostluklarından uzak düşmenin,
onlara mektup, tren, gemi gibi dostluklara özgü
alışılmış yollardan ulaşamayacak olmanın
çoğunlukla farkına varmadan acısını çekiyordu.
..Ve gerçekte, yeryüzünde bir çocuğun
acısından, o acının beraberinde getirdiği
nefretten ve bunu açıklamak için aranacak
nedenlerden daha önemli hiçbir şey yoktu.
Ama bu felakete karşı savaşanları yavaş
yavaş ele geçiren yıpranmanın en tehlikeli
etkisi, dış olaylara karşı kayıtsızlık duymaları
değil, kendilerini bir boş vermişliğe
bırakmalarıydı.