- Sözünü ettiğiniz şu "küçük yaratık " yani kadın, böyle bir olanağa sahip değildi herhalde.
- Görünüşe aldanmayın! Roma dünyasının gayet maço olduğuna hiç kuşku yok. Örneğin, kadınlar politikaya giremezdi. Ama Yunan dünyasında olduğundan daha özgürlerdi; Yunanlılarda kadın, yanında hizmetçisi olmadan sokağa çıkamaz, sorumsuz bir çocuk muamelesi görürdü. Roma'da ise, canı çekince boşanabilirdi! Hatta bazen kocanın, hala evli mi yoksa boşanmış mı olduğunu anlayamadığı olurdu.
- Özetle, Cro-Magnon insanları bizim gibi davranıyor ve seviyorlardı.
- Cro-Magnon'lar konuşuyorlardı, beyinleri bizimkinin aynıydı, tıpkı bizim gibi rüya görüyorlardı, aynı duygularla, heyecanlarla doluydular; onlar da arzuyu, kıskançlığı, merhameti ve tutkunun değişkenliğini tanıyorlardı kesin.
Hatta bu ilk aşkların bizimkinden çok daha yoğun, çok daha gerçek olduğunu bile düşünebiliriz, çünkü bütün sıradan işlerden, toplumsal kurallardan ve belli kıstaslara uyma zorunluluğundan uzaktılar.
Ama Homo sapiens daha kibardı, öyle değil mi?
- Ölülerine ilk özen gösteren oydu, bu da benzerlerine bağlılık duyduğunu inkar edilemez bir biçimde ortaya koyuyor.
Benim inancım, aşk denen duygunun, ölülere önem verilme siyle, estetik, süsleme duygusuyla' el ele gittiği yönünde. İnsana özgü niteliklerdir bunlar; Afrika'da ve Yakındoğu'da ancak günümüzden 100000, Avrupa'da yaklaşık 35000 yıl önce, Cro-Magnon insanı tarafından geliştirilmişlerdir.
Bir varlığı bir başkasının niteliklerini değerlendirmeye, kendine bir eş seçmeye, onunla zaman geçirmeye karar vermeye iten, gerçekten derin bir duyguya rastlamak için, beynin gelişmesini beklemek zorundayız, dolayısıyla Homo sapiens'i, yani modern insanı.