Bu sessiz yolculukta tarifsiz bir yalnızlık içindeydim, üstüme sadece aniden aydınlanan bilincimin parlak meşalesinin ışığı düşüyordu. Gülerek sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimde o yitik insanı arıyordum, idrak edişin o büyülü sürecinde yılları yoklayarak gerilere gittim. Hayatımın tozlanıp körelmiş aynalarında ansızın tümüyle yitik şeyler beliriverdi…
“Ne sağır ne körmüşüm,” diye geçirdi içinden. “Anlamını çıkarmak istediği bir yazı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez; yanılsama,rastlantı ve değersiz bi kabuk diye bakmayıp okur, inceler ve sever onları, her harf karşısında böyle davranır. Oysa dünya kitabını ve kendi varlığımın kitabını okumak isteyen ben ne yaptım, önceden varsaydığım bir anlam uğruna işaretleri ve harfleri hor gördüm, görgüler dünyasına yanılsama, dedim; kendi gözümü ve kendi dilimi nasılsa var olmuş değersiz nesneler saydım. Olamaz böyle şey, geride kaldı bu, artık uyandım, gerçekten uyandım ve ancak bu gün açtım dünyaya gözlerimi.”