“Hayattan çok az şey istedim - ama o, o kadarını bile esirgesin benden. Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek, bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve birde ne kimseye muhtaç olayım ne el alem bana muhtaç olsun. Bu kadarı bile esirgendi benden, hani yüreğimizin katılığından değilde, paltomuzun düğmelerini açmaya üşendiğimiz için dilenciyi başımızdan savarız ya, işte o şekilde.”
Fakat ne bileyim ölmeden önce insan yaşar. Bu dükkanın içinde sürdüğüm hayata yaşamak mı denir? Bu yaşamak değil uzun ölüm. Denizde gezenler ne Mesut insanlar ki, böyle bir bakkal dükkanında karaya vurmuş balık gibi boğulup gitmiyorlar.