“Durmadan Sevgi’nin gözlerinin içine bakmaktan yoruldum galiba. İyi bir öğrenci değildim. Hepiniz dünya çapındaydınız. Devler savaşı yapıyordunuz. Herkesin gözüne bakmak zorunda olduğumu sanıyordum. Savaş bitsin istiyordum; fakat, anlaşmaya hiç niyetiniz yoktu. Sizleri izlemekten yorulmuştum. Acaba şimdi ne yapacak? Bu söze kızdı mı? Düşünür dururdum. Sonra, kendimi teselli ederdim: Onlar kendi başlarının çaresine bakarlar. Oyunlarınızı heyecanla seyreden saf bir seyirci gibiydim.” Durdu. “Sen oyun sever misin Bilge?”
“Kimseye inanmıyordum. Bütün hayatımca nefret ettiğimi düşündüğüm bir düzeni, artık bütün hayatımca yaşamak istediğimi sanıyordum. Acınacak bir tarafım da kalmamıştı. Zaten yoktu: Sevgi öyle söylüyordu. Bana acımaya alışkanlık haline getirenlere kızıyordu.”
Bilge güldü: “Sen de kolay çekilir bir insan değilsin.” Ben gülmemeliyim. “Değilimdir. Bu yüzden Sevgi’nin, kahve içerken anlattığı olaylarda haklı çıkması çok kolay. Ben ne kadar anlatsam, sanki söylemekten kaçındığım bir şeyler varmış gibi olacak.”
“Düşünüyorum. Yani, nasıl yaşamak gerektiğini düşünüyorum, demek istedim. Şimdi oldukça vaktim var düşünmek için. Bir de geçmişim olmasaydı, çok rahat edecektim. Bazıları da, sadece geçmişimi düşünmek için gecekonduya çekildiğimi söylüyorlar.” “Kimler?” Hikmet güldü: “İçimdeki bazıları. Kimseyle görüştüğüm yok.”