Yasin Şahin

Yasin Şahin
@nominogenesis
4 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
7/10
·128 syf.··
2020 2. kitabı
İnsanlık olarak varoluşumuz gereği en temel ihtiyaçlarımızdan birisi "bilme" isteğidir. Ancak bilmekten önce "Neyi, nasıl bilebiliriz?"i belirlememiz gerekiyor. Bu noktada karşımıza ilk çıkan epistemik araç muhtemelen akıldır. Ancak akıl hangi durumda, nasıl bilgiler verebilir? Verdiği bu bilgiler bizi hakikate ne kadar yakınlaştırabilir? İşte bu kitap aklın batı felsefesindeki rolünden, doğu felsefesine kadar ışık tutarak açıklıyor. Eser ilk olarak "Giriş" kısmından sonra aklın Aydınlanma Dönemindeki rolünden anlatarak başlıyor. Avrupa'da oldukça köklü bir değişim vardır çünkü Orta Çağ'daki skolastik aklın vaftiz edilmesi ve farklı bir epistemoloji kuramı oluşturulması gerekiyordu. İşte bu noktada Skolastik dönemdeki inancın mutlaklaştırıldığı yani bir dogma haline getirildiği gibi Aydınlanma Döneminde de akıl dogmalaştırılmaya "başlanılacaktır". Artık yeni hedef aklın ve hümanizmin ışığında bir yeryüzü cenneti kurma fikridir. Birçok Aydınlanma Döneminde yaşayan filozof bu yeryüzü cenneti kurma fikrinden oldukça emindir. Çünkü Aydınlanma düşüncesinin en temel metinlerinden biri olan "Aydınlanmış Bir Çağda mı Yaşıyoruz?" makalesini yazan Immanuel Kant, Aydınlanma düşüncesinin temel öğretisini sunmaktadır: Sapere Aude! ("Kendi" aklını kullanmaya cesaret et!). Kant makalesinde Aydınlanmayı "İnsanın başka kimsenin yönlendirmesi olmadan aklını kullanması." olarak tanımlar. Artık insan ve onun fikirler özgürdür. Hiçbir dini, milli, siyasi bir dogma altında kalmadan düşünmelidir. Aydınlanmada inşa edilen bu epistemik tavırla beraber aklın ve bilimin önderliğinde Avrupalı olmayan toplumlara da ulaştırılmalı ve önceden kilise babalarının vaat ettikleri göklerin hükümranlığı, yeryüzünde kurulmalıdır. Elbette, Nietzsche gibi "Modern insanı, karakterize eden her şeyde bir
Felsefe
Perde ve Mânâİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 20251,882 okunma
Reklam
Puan vermedi·94 syf.··
2020 1. kitabı
İtiraflarım İlk denemede Tolstoy, inancını nasıl kaybettiğini ve yaşadığı çevrede insanların nasıl dinden uzaklaştığından söz ediyor. İlk olarak kendisinin de dine fazla bağlı biri olmadığını ve dini çok da ciddiye almadığını belirtmekle beraber çevresinin de böyle olduğunu belirtiyor. Dini inancın kaybolmasıyla beraber yeni bir anlam arayışına çıkmasıyla beraber bu anlam arayışının oldukça belirsiz olduğu açık nitekim neye inandığını kendisi dahi tanımlayamayan Tolstoy, sonrasında hayat amacını bir mükemmelliğe adayış olarak belirliyor. Bu mükemmellik ise ilk başta kendi deyişi ile ahlaki mükemmellik iken sonrasında her anlamda mükemmelliğe yöneliyor. Bu mükemmelliğin ölçütü ise sadece kendisi için ya da Tanrının gözünde değil başka insanların gözünde de mükemmelliğe ulaşmak istiyor. Yani her anlamda mutlak bir üstünlüğe sahip olmayı amaçlıyor. Oldukça ütopik ve bir o kadar ilginç olan olan bu hedef zamanla insanlardan daha varlıklı, daha önemli, daha güçlü kısacası bütün insanlardan daha üstün olma arzusuna dönüşüyor.
Felsefe
İtiraflarımLev Tolstoy · Karbon Kitaplar · 201729,3bin okunma