İnanç kelimesi Türkiye'de hep din ve dindarlıkla özdeşleştirilir. Kelimeyi daha laik bir çerçeveye oturtmak lazım. Zira barış inanç işi, demokrasi de. Yazarlık da inanç işi, tutkuyla yapılan her uğraş gibi. Aşk da inanç işi. İnanmak kendine, evrene, beraber yaşamanın olabilirliğine. Bireysel ve kolektif düzlemde, hayatımızın her anında bir inanç faktörü var. Harvard Üniversitesi web sitesinde "Plasebo Çalışmaları" anlatılırken düşündürücü bir ifade kullanılmış:
"Hayal gücünün, güvenin ve umudun kudreti!"
Üçü de ne kadar güç veriyor insanlığa: Hayal gücü, güven ve umut. Savaşlar ve iç savaşlar evvela umudu yok ediyor. Otoriter rejimlerde ilk güven kayboluyor. Ve ne vakit tahammülsüzlük ve sansür zuhur etse hayal gücü zedeleniyor.
İnanç olmadan dünya dönmüyor. Lakin pek çok şeyin olduğu gibi inancın da aşırısı, aşırıya kaçanı zarar. Güneşin olduğu yerde gölge, inancın olduğu yerde şüphe olmalı. İnsanın kendi doğrularından zaman zaman şüphe edebilmesi sağlıklı bir hal. Yoksa doğrularımız olur dogmalarımız.