Alice o günü, hayatını geri dönülmez şekilde değiştiren gün olarak hatırlayacaktı her daim, ancak anlaması yirmi yılını alacaktı: Hayat ileriye dönük yaşanır ancak geriye dönük algılanır. Tam ortasında dururken manzarayı görmek mümkün değildir.
“tohumlar hep oldu bizi birbirimize bağlayan
ve ayrı koyan rüzgarda taşındılar
rüzgar mı kökenlerden gelen
yoksa ana ya da baba mı
kökenlerim uçup yitecek mi
yoksa gidersem uzakta mı duracak
rüzgar nefessiz mi kalacak
evimden kopuk ölecek olursam”
Yorgundu.Hatırlaması bu kadar acı veren bir geçmişin yükünü taşımaktan yorgundu.İnsanların söylenmeye dayanamadığı şeyleri söyleyen kelimelerden yorgundu.Kalp kırıklıklarından,soyutlanmaktan ve hayaletlerden.Yanlış anlaşılmaktan.
Güneş, buluttan geçerken...düşüncelere de bir durgunluk çöker; çalışma durur. Zaman direklere çarpar. Kalakalırız. Duygudan yoksunuzdur, insanın gövdesini ayakta tutan, artık alışkanlıkların iskeletidir. O da bomboştur zaten.