Düşüncesi, iradesi, sinirleri bu cendere içinde birkaç ay daha kalırsa kendi güçlü bünyesinin bile buna dayanamayacağını hissediyordu. Bunca zaman yabancı kaldığı bazı şeyleri anlamış, ruhun tutkuyla savaşında ne kadar kuvvet harcadığını, insanın kalbinde ne derin, ne onulmaz yaralar açıldığını, acıdan nasıl ağladığını, hayatın da bu mücadeleler içinde nasıl geçtiğini görmüştü.
Hayat rüzgar gibi gelip geçiyor, sen yatıp uyumaktan söz ediyorsun. Sönmeyen bir alev olmalısın. Ah! Keşke iki, üç yüzyıl yaşayabilsem! İnsan o zaman neler yapmazdı.
Her ne kadar aşkın ele avuca sığmaz bir şey, insanı durup dururken hasta eden bir illet olduğu söylenirse de onun da her şey gibi kendine göre nedenleri ve kanunları vardır. Bu kanunlar henüz layıkıyla incelenememiştir. Çünkü aşka düşen bir insanın kendi ruhunda filizlenen bu duyguyu, gözlerini kapayan büyüyü bir bilgin gözüyle seyretmeye vakti yoktur.