#BuNasılBirGezegenBöyleCanım çevirmenlik ve editörlük yapan #SuatKemalAngı nın Amerikalı yazar Stanley Crawford'un Unguentine'nin Seyir Defteri adlı kitabını çevirisi sırasında kitaptan etkilenerek, okur ile yazar arasındaki düşünsel yolculuğu kaleme aldığı eseridir.
Çevirisi yapılan kitap mavnada yaşayan, karadan ve insandan izole bir hayat süren yaşlı bir evli çiftin yaşamlarını anlatıyor. Kadın karakterin gözünden gerçek ile hayal arasında anlatılanlar Angı'yı etkisi altına alıyor ve çeviriyi sindirerek yavaş yavaş yapıyor. Bu esnada kendi içsel sorgulamalarını da kaleme alarak okura hem düşünsel hem de şiirsel bir edebiyat şöleni sunuyor.
Görseller ile de süslediği anlatımında Angı, kadın-erkek ilişkisini, isim konusunun insanda neleri çağrıştırdığını, doğa ile insan arasındaki etkileşimi ve bağı, hayatta tıkandığın zamanlarda yeniden sıfırdan başlamayı, yalnızlığı ve yaptığı çağrışımları kendi yorumunu da katarak anlatmış.
Walter Benjamin, Rilke, Siddhartha, Cortázar gibi etkilendiği yazarlardan ve kitaplardan alıntılar yapan Suat Kemal Angı'nın deneme tadında birazda kendinden izler taşıyan bu eseri çevirmenin çeviri yaptığı eserle kurduğu bağı anlatıyor.
Yazma ve çevirinin iç içe geçtiği bu eser sizinde aklınızda olsun...
"Sevgili sevdalı okur. Ürpertici güzellik! Kırılacak ya da çoktan kırılmış umut tanesi! Seni dünyevi beklentisizliğinle, o mücevher fazlalığınla yazardan ayırıyor, kitabı yüce gönlüne bırakıyorum."
@cemyayinevi
@burcununseckileri ile okuyoruz
#neokumalı #cemyayinevi #reklam değil #kitaptavsiyesi
"Size kalbimi anlatmalıyım! Bir kapanda kuş gibi çırpınan kalbimi. Çünkü insan kalbinden geçenleri anlatmayı başarabilirse, anlaşılırmış. Arınırmış. Kurtulurmuş."
"Bir kapı zili çalar, bir defter kaybolur, bir roman yarım kalır..."
12 Eylül darbesinden sonra polis baskını ile babasının gözaltına alınmasına şahit olan Zeynep yıllar sonra çok sevdiği Ali'si için gelen polisler ile geçmiş acıları tekrar yaşar.
Ankara'da aynı üniversitede tanışıp büyük bir aşkla evlenmişti Zeynep Ali'si ile ama Ali'nin katıldığı eylemler yüzünden yargılanmış ve üç yıl hapis yatmış olması yüzünden annesinin istemediği bir evliliği ayakta tutmaya çalışıyordu. O gün komiser Mustafa ve Rüstem ile evlerine polis baskını yapılınca Zeynep de annesinin korkularını daha iyi anladı. Kocası Ali'nin bir yıl daha hapis yatması gerekiyordu ama Ali yargılandığı ceza kanununun bu maddelerinin kaldırılacağına inanıyordu. Bu yüzden polisten kaçıyordu.
Bu maddeler Ali'nin tahmin ettiği gibi kaldırıldı, Ali özgürlüğüne kavuştu ama bu onun yıllarını da beraberinde götürdü. Ali kaçak bir hayat yaşarken Zeynep de tek başına kızını büyütmek zorunda kaldı. Artık eski Ali gitmiş, gözünü işten ayırmayan, sadece çalışarak kendinin ne kadar başarılı bir iş insanı olduğunu devlete kanıtlamak isteyen bir Ali gelmişti.
Haftasonu arkadaşları ile yemekte ellerine geçen bir gazete haberi ile komiser Mustafa'nın öldüğünü öğrenirler, bu konu geçmişi hatırlamak istemeyen Ali'yi ilgilendirmese de, onun kaçışına göz yumurak onlara büyük iyiliği dokunduğunu bilen Zeynep için merak konusu olur. Çünkü komiser kendi canına kıymıştır. Zeynep'in aklına ilk gelenler komiserin burs verdikleri kızı Elif ve polis baskınında kaybolan Ali'nin anılarını yazdığı Geyikli Gece'nin Sabahı adlı romanı olur. Acaba bu ikisi arasında nasıl bir bağ vardı?
Ankara'nın o meşhur sokak ve mekanlarında geçen aşkı okumak bu şehri sevenlerinin de anılarını tazaleyecek ama maalesef bu ülkede bu olaylar yaşandı ve