Duygusal zekadan yoksun insanlarla iletişim halinde olmak size aynen şunu hissettirir; “Görülmüyorum, duyulmuyorum.” Bu durum sadece aklımıza gelen ilk hali; yani yalnızca aşkta değil, dostlukta, ailede,işte, hayatın her temasında insanı yorgunluğa doğru sürükler. Ruhun sevilmeden önceki ilk temel ihtiyacı anlaşılmaktır. Henüz kendi duygularını tanıyamamış bu tip insanların karşısındakini de anlaması pek mümkün değildir. Bir insanın kendine yapabileceği en büyük iyiliklerden biri bu farkındalığı cebine koyarak tüm ilişkilerini buna göre düzenlemesidir. İnsan nelere tahammül etmemesi gerektiğini öğrendiğinde, aslında neyi hakettiğini de anlamaya başlar. İnsan ilişkilerinde alanını, sınırlarını daraltmak denilen şey tam da bu azalma ve sadeleşmedir. Daha az ve doğru kişilerle “güçlü” bağlar kurmak şüphesiz insanın kendini ve ilişkilerini geliştirmesinde ve hayat kalitesinin yükselmesinde başroldür.