Sen bana iki gün önce, benim hiç yolculuk hayalleri kurmadığımı söylemiştin,” diye yanıtladı Tüccar. “İyi bir Müslüman için ilk şart bir yolculuk yapmaktır. Hayatımızda en az bir kez kutsal kent Mekke’ye gitmek zorundayız.
Mekke, Piramitlerden çok daha uzakta. Gençken, sahip olduğum az bir parayı bu dükkânı açmak için kullandım. Bir gün Mekke’ye gidecek kadar zengin olmayı umuyordum. Doğrusunu istersen para kazanmaya başladım ama kristalleri kimseye emanet edemedim; çünkü kristaller çok narindir, dikkat gerektirir. Bu süre içinde Mekke’ye giden birçok insan uğradı dükkânıma. Aralarında hizmetçileriyle, develeriyle birlikte yola çıkan zengin hacı adayları vardı ama çoğu benden daha yoksul insanlardı.
Hepsi mutlu gidip mutlu dönüyor ve evlerinin kapısına hacca gittiklerini gösteren alametler asıyorlardı. Bunlardan biri, hayatını ayakkabı tamir ederek kazanan bir kunduracıydı. Çölü geçmek için bir yıl yürüdüğünü söyledi, ama şimdi kösele almak için Tanca sokaklarında yürümek zorunda kalınca kendini daha yorgun hissediyormuş.
“Peki, Mekke’ye şimdi neden gitmiyorsunuz?” diye sordu delikanlı.
“Beni hayatta tutan şey Mekke’dir. Hepsi birbirine benzeyen günlere, raflara dizilmiş şu vazolara, iğrenç bir kahvede öğle-akşam yemek yemeye katlanma gücünü bana o veriyor. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim kalmayacak.
Sen koyunları ve Piramitleri hayal ediyorsun. Sen benim gibi değilsin, çünkü sen düşlerini gerçekleştirmek istiyorsun.