Yine çok güzel bir R. A. Salvatore kitabı okumuş bulunmaktayım. Bu kitabı nedense çok keyif alarak okudum ve bitirdim. Sanırım bütün karakterlerin bir arada bir yolculuğa çıkmış olmasından dolayıydı. :')
Drizzt ve Wulfgar, buçukluk Regis'i kaçıran Artemis Entreri'nin peşinden yollara düşüyorlar. Bu süre zarfında denizaşırı bile gittikleri oluyor ve bu serüvende başka bir karakterde kitabımıza dahil oluyor. Su Perisi'nin kaptanı Deudermont. Bu karakter de güzel yazılmış bir karakterdi. Drizzt ve arkadaşlarına çok yardımı dokundu kitap boyunca.
Drizzt ve Wulfgar'ın yolculuklarına bir süre sonra cüce Bruenor ve manevi kızı Catti-brie de katılıyor. Hepsini bir arada görmek ve okumak acayip zevkliydi. :'))
Kitapta Drizzt ve Artemis Entreri karşılaşması da vardı. Ama yarım kaldı kapışmaları, Drizzt yine Artemis Entreri'nin peşine düşecek gibi duruyor. (Hiç de sevmiyorum şu kiralık katili -_-)
Bu olayların dışında çok farklı bir olay da gerçekleşti. Tabii benim için beklenmedik bir olay oldu. Kitabı veya seriyi okumayı düşünenler burayı atlarsa sevinirim, SPOİLER olabilecek nitelikte şeyler söyleyeceğim şimdi...
Ahh Catti-brie! Adama brifingler verdin, verdin. Sonra geçtin köşene. Drizzt'in aklında da binbir türlü soru oluştu. Kimin oluşmaz ki doğal olarak?! Kaç kitaptır Wulfgar'a aşkla bakan kız, bir anda Drizzt'e imalı laflar ediyor. Ee madem kafan karışık, ilk önce kendi hissettiklerini bir netleştir. Wulfgar mı yoksa Drizzt mi? Bu olay Twilight da Bella'nın “ikisini de seviyorum” demesine döndü ama. Benim hoşuma gitmedi. Kitapta tabii ki Drizzt'in iyi huylu bir kadınla olmasını bende isterim ki hak ediyor hemde Wulfgar'dan daha çok! Ama böyle olmaz yani, bu şekilde değil. Bu adamlar ilerde düşman olurlar, şuraya not ediyorum bu dediğimi. :D Ben demiştim demek istemiyorum ama
Drizzt güneyde hiçbir yerde hoş karşılanmayacaktı. Entreri'ye serbest geçiş hakkı tanıyacak olan şehirler, geçmeye çalışırsa kara elfi zincire vuracaklardı. Çünkü drowlar kendi şöhretlerini, anlatılamaz derecede aşağılık ve son derece şeytani olarak uzun zaman önce edinmişlerdi. Drizzt Do'urden'in kaideyi bozan bir istisna olduğunu Diyarlar'da pek az kimse anlayabilirdi.
En kötü anılarım çocukluk günlerimden kalanlardı. Bindiğim araba ağır ağır ve sarsılarak ilerlerken babamın dizginleri gevşekçe tutması. Omzumu kavrayan kuvvetli eli. Sahnedeyken bedenimi nasıl mağrur, üzgün ya da utangaç gösterebileceğimi öğretmesi. Lavta tellerine basan parmaklarımı kendi parmakları yardımıyla düzeltmesi.
Annemin saçlarımı okşaması. Bana sarılan kolları. Başımı boynundaki o kıvrıma kusursuzca yaslamam. Geceleri kamp ateşinin yanında kucağına oturup kendimi miskin, mutlu ve güvende hissetmem.
En kötü anılar bunlardı. Kıymetli ve mükemmel. Ağız dolusu cam kırığı kadar keskin.
İki büklüm olmuş bir vaziyette yatağımda titreyerek yatarken uyuyamıyor, aklımı başka şeylere veremiyor, kendimi hatırlamaktan alıkoyamıyordum. Tekrar. Ve tekrar. Ve tekrar.
Sonra pencereme hafifçe vuruldu. Çıkan ses öyle alçaktı ki kesilene dek fark etmedim. Sonra pencerenin arkamdan yavaşça açıldığını işittim.
"Kvothe?" dedi Auri usulca.
Dişlerimi sıkarak hıçkırıklarıma engel olmaya çalıştım ve uyuduğumu zannedip gitmesi ümidiyle yatabildiğim kadar hareketsiz yattım.
"Kvothe?" diye seslendi yine. "Sana-" Kısa bir sessizlik yaşandı, sonra, "Ah," dedi.
Arkamda hafif bir ses duydum. Pencereden içeri girerken ay ışığı onun minicik gölgesini duvara vurdu. Yanıma uzanırken yatağımın sallandığını hissettim.
Küçük bir el yüzümü okşadı.
"Her şey yolunda," dedi. "Buraya gel."
O benim düğüm olmuş bedenimi çözüp başımı kucağına koyarken usulca ağlamaya başladım. Bir şeyler mırıldanarak alnıma düşen saçlarımı yana çekti. Sıcak yüzüme değen eli serindi.
"Biliyorum," dedi kederle. "Bazen çok kötü oluyor, değil mi?"
Saçımı nazikçe okşadı ve bu daha da çok ağlamama sebep oldu. Birinin saçlarımı sevecen bir dokunuşla en son ne zaman okşadığını hatırlamıyordum. "Biliyorum," dedi yine. "Yüreğinde
En kötü anılarım çocukluk günlerimden kalanlardı. Bindiğim araba ağır ağır ve sarsılarak ilerlerken babamın dizginleri gevşekçe tutması. Omzumu kavrayan kuvvetli eli. Sahnedeyken bedenimi nasıl mağrur, üzgün ya da utangaç gösterebileceğimi öğretmesi. Lavta tellerine basan parmaklarımı kendi parmakları yardımıyla düzeltmesi.
Annemin saçlarımı okşaması. Bana sarılan kolları. Başımı boynundaki o kıvrıma kusursuzca yaslamam. Geceleri kamp ateşinin yanında kucağına oturup kendimi miskin, mutlu ve güvende hissetmem.
En kötü anılar bunlardı. Kıymetli ve mükemmel. Ağız dolusu cam kırığı kadar keskin.
İki büklüm olmuş bir vaziyette yatağımda titreyerek yatarken uyuyamıyor, aklımı başka şeylere veremiyor, kendimi hatırlamaktan alıkoyamıyordum. Tekrar. Ve tekrar. Ve tekrar.
Sonra pencereme hafifçe vuruldu. Çıkan ses öyle alçaktı ki kesilene dek fark etmedim. Sonra pencerenin arkamdan yavaşça açıldığını işittim.
"Kvothe?" dedi Auri usulca.
Dişlerimi sıkarak hıçkırıklarıma engel olmaya çalıştım ve uyuduğumu zannedip gitmesi ümidiyle yatabildiğim kadar hareketsiz yattım.
"Kvothe?" diye seslendi yine. "Sana-" Kısa bir sessizlik yaşandı, sonra, "Ah," dedi.
Arkamda hafif bir ses duydum. Pencereden içeri girerken ay ışığı onun minicik gölgesini duvara vurdu. Yanıma uzanırken yatağımın sallandığını hissettim.
Küçük bir el yüzümü okşadı.
"Her şey yolunda," dedi. "Buraya gel."
O benim düğüm olmuş bedenimi çözüp başımı kucağına koyarken usulca ağlamaya başladım. Bir şeyler mırıldanarak alnıma düşen saçlarımı yana çekti. Sıcak yüzüme değen eli serindi.
"Biliyorum," dedi kederle. "Bazen çok kötü oluyor, değil mi?"
Saçımı nazikçe okşadı ve bu daha da çok ağlamama sebep oldu. Birinin saçlarımı sevecen bir dokunuşla en son ne zaman okşadığını hatırlamıyordum. "Biliyorum," dedi yine. "Yüreğinde