Aslında anlatılmak istenen somut olarak ağaçtan kağıt haline dönüştürülmüş ince selülözün üzerine matbaayı basmak değil. Asıl olay, duygu düşüncelerin paylaşılmasının, insanların birbirleri ile paylaşımlar yapmasının önüne geçmek. İnsanları birbirinden soyutlamak. Uzaklaştırmak. Yapay bir ortamın içinde TV ekranları ile fırlatılmış yalnızlıkların unutmasını sağlanarak bol eğlence ile beyinleri boşaltıp aptala dönüştürmek. Düşünmelerinin önüne geçip üretmelerini engellemek. Hasta insanlar yaratarak, sorunun ne olduğunu dahi çözümlemekten aciz olmalarını sağlamak.
Kitapta birçok yerde Mildred karakterinin TV'si ile çok mutlu olduğu, aptalca kimi zaman sinirleri bozan akılsızca tepkilerle, ekrana yoğun şekilde maruz kalmaktan kimi bilişsel fonksiyonlarını (anlama, muhakame etme, yorumlama) kaybettiğini görüyoruz. Eşi ile olduğu kadar, gerçek yaşamdan da bir kopuşun olduğunu, eğlenceden başka bir şeye odaklanamadığını, yapay TV ortamını ailesi bellediğini görüyoruz. Günümüz benzetmesi yapmak klişe gelebilir ama ne yazık ki bu benzerliği görmezden gelmek çok zor. Hele de sanal alemle gerçek yaşantımızı takaslamışsak.
Eric From, Freud gibi psikanalistlere göre 'üretebilen insan' sağlıklı insandır. Ürün ortaya koyamayan, neredeyse mağaradan beş dakika önce çıkmış gibi hareket eden, cümle kurma yetisini dahi kaybetmiş, sadece karşısına çıkan programları yutup tüketen kişilerle dolu bir evde yaşadığınızı hayal edin. Partiye gidip birkaç insan yüzü görmeyi umarken deliler ayininin tam ortasında kurban edilmek üzere olan gencin yaşadığı anlamazlıkla kitabın kimi yerlerini takip ettim. İlginç ve de incelenesiydi.
İtfaiyecilerin yangın söndürmek yerine yangın çıkardıkları bir düzen aslında bize bir yaşam paradigmasının değiştiğini söylüyor. Başka bir meslek kolu çıkamaz mıydı?