Bir kadının, ancak bir erkek ve o erkeğin ailesi onu isterse, daha sonra da onu istemeye, ondan memnun olmaya devam ederlerse “sevilebilecek” bir insan olabildiği düşüncesi, küçükken içine yerleştirilir. Kadınların canla başla hizmetçilik etmesi bu şekilde sağlanır. Kadın, biliçaltında “İş yapmalıyım. İş yapmazsam beni sevmezler. Ve o zaman beni sevmemekte haklı olurlar.” diye düşündüğünün farkında değildir; o sadece, “Aa, olur mu, kadının görevi ama bunları yapmak!” der; kendisiyle birlikte tüm kadınları da hizmetçilikten sorumlu tutar.
...kızlarımızı sözde “evlendikten sonraki hayatları” için eğitiyoruz. Çocuk yahut yetişkin, kız yahut erkek, buna şahit olan herkese, kadınların erkeklerin hizmetçisi olmak için doğduğunu ve büyütüldüğünü, bir kadının hayatının bir erkeğin hayatını kolaylaştırmak için bu şekilde kurban edilmesinin normal olduğunu söylüyoruz davranışlarımızla. Kız çocukları sözde görevleri olan hizmetçilik bilincini içselleştirerek büyüyorlar; çünkü onlara öğrettiğimiz şey, kendilerinden menkul bir değerleri olmadığı, değerlerinin, başkalarının onlar hakkında düşüncelerine ve başkalarının onları isteyip istemeyeceğine bağlı olduğu, bir erkeğin ve erkeğin ailesinin, onu bu şekilde davranırsa, onları mutlu ederse ve onları mutlu ettiği ölçüde seveceği, isteyeceği.
Kız çocuklar ve genç kadınlar, aile ve toplum gücü karşısındaki edilgenlik sıralamasının en şanssız tarafında yer alırlar. Kurban edilmeyi öğrenmiş kadınların, kendilerinden başka kadınlara, özellikle de kendilerinden genç kadınlara kurban edilmeyi dayatması bu yüzdendir.