Dinle küçük adam bir sistem eleştirisi gibi görünse de aslında sistemi ayakta tutan unsurları eleştiren bir kitap. Yani insanı.
Burda bahsettiği insan topluluğu otoriteye korkuyla karışık bir bağlılık duyan, korkak, güvenli bir yaşamı özgürlüğüne tercih etmiş “küçük adam”lardan oluşuyor.
Yazar küçük adamı kitap boyunca iğneliyor. Beceriksizliğiyle yüzleştiriyor. Yer yer rahatsız edici seviyede yargılıyor. Tabi kitabı okuyan kaç okur kendini “küçük adam” olarak görüp bu üsluptan rahatsızlık duyar göreceli ancak özellikle günümüz Türkiye’sinde aile,toplum, hatta siyasi baskı bile öyle yoğun ki birer küçük adama dönüştüğümüz gerçek.
Yazarın fikirlerini ve yazım şeklini çok beğenmeme rağmen bir noktada aynı görüşte değilim. Yazar bu baskıcı ortamları aslında küçük adamların yarattığını, bu ortamda diktatörlerin kolayca yükselişe geçtiğini söylüyor. Ben de bunun iki taraflı olabileceğini ama daha çok diktatörlerin küçük insanlar yarattığını düşünüyorum. Baskı büyüdükçe korku küçük adama sirayet ediyor ve güvenlik ihtiyacı ki bu ihtiyaç ekonomik ve sosyal olabileceği gibi sadece hayatta kalmak bile olabilir, bu ihtiyacın olduğu yerde fikirlerin düşüncelerin özgürlük talebinin kişi tarafından bastırılması mecburi oluyor. Özgürlüğü talep eden adam hapsediliyor yargılanıyor mesleğini kaybediyor toplumda ötekileştiriliyor. Haliyle bu riski alamamak bana korkaklıktan çok çaresizlik gibi geliyor.
2025’in muhtemelen son ve en çarpıcı kitaplarından biriydi benim için. Tavsiyedir.
“Küçük adam kendi hakkında doğruyu işitmek istemez. İstese de istemese de sahip olduğu, kendine düşen sorumluluğu kabullenmez. O küçük adam olarak kalmak ister.”
“Büyük adam yaşamın amacını senin gibi zengin olmakta, kızlarının kurallara göre evlenmelerinde, politik kariyerde, profesör süslerinde görmüyor. Senin gibi olmadığı için onu ‘dahi’ ya da ‘tuhaf’ olarak adlandırıyorsun. Ama o senin boş gevezelik toplantıların yerine kendi düşünceleriyle yalnız kalmayı tercih ettiğinde onun toplumsal olmadığını söylüyorsun. Sen Küçük Adam, bu sıradan dürüst adamın karşısında yozlaşmışlığın içinde kendini ‘normalliğin’ prototipi olarak çıkarıyor ve ona ‘anormal’ diyorsun. Onu küçücük ölçülerinle ölçüyorsun ve senin normallik ölçülerine uymadığını düşünüyorsun.”