fakat hangi memlekette olursak olalım, her yaz, tam bu mevsimde, içimde müzmin bir hüzün, sebepsiz bir yaşamak yorgunluğu uyanıyordu. çalışmaktan nefret ediyordum, yaşamaktan bizar oluyordum, sevmeyi sevmiyordum. kalbimde bilinmez bir şeyin hasreti, bilinmez bir yerin daüssilası vardı.
bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. enerji, kendini veriş, körlük ister. hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapmayacağımı biliyorum.
onu yalnızca dokunarak yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarını yere vuruşundan tanırdım. ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.