"Bir zamanlar gençken, birçok kimse gibi düşünüyordum: Aklımda, kendimin efendisi olur
olmaz politikaya yönelmek vardı. Gelgelelim bu kararıma, kamusal hayattaki şu deneyim engel
oluşturdu: O zamanki anayasamız (düzenimiz) geniş bir çevrede değersiz, hor görülmekteydi ve
sonunda çöktü. Yeni anayasanın (düzenin) tepesinde 51 erkek vardı... Ancak bunların 30'u
sınırsız iktidar yetkisiyle bütün hükümeti (yönetimi) devraldılar. Onların arasında birkaç akrabam
ve tanıdığım vardı ve bunlar kalkıp beni de hemen (aralarına) çekmeye çalıştılar... Gençliğimde
bu konuda edindiğim deneyimler bundan böyle pek şaşırücı olmadı. Onların, devlet yönetimini
haksız bir yoldan döndürüp adaletin yoluna sokacaklarını ummuştum. Bu nedenle de büyük bir
merakla ne yapacaklarını dikkatle izlemeye koyuldum ve kısa süre içinde, bu adamların eski
anayasayı koyacak yer bulamadıklarını gördüm. Başka birçok şeyin (hatanın) yanı sıra arkadaşım
olan yaşlıca bir adamı, dönemin en dürüst, en namuslu insanı demekte hiç tereddüt etmeyeceğim
Sokrates'i, başkalarıyla birlikte bir yurttaşı zorla idama götürmek üzere görevlendirdiler;
böylelikle onu suç ortağı yapmayı amaçlamışlardı. Ne var ki Sokrates boyun eğmedi ve onların
canice eylemlerine katılmak yerine her şeyi göze almayı tercih etti. Bunu ve buna benzer hiç de
öyle önemsiz olmayan kimi şeyleri görünce beni bir tiksintidir aldı ve bu cani idareden
uzaklaştım. Çok geçmeden o otuzlar devrildi ve anayasa lağvedildi. Bunun üzerine yeniden, çok
yavaş ilerlese de, politik düzlemde faal olma isteği beni sarmaya başladı... Gelgelelim, o iktidar
sahiplerinden bazıları, en son Sokrates'e mal edilebilecek en kötü suçlamalarla arkadaşımızı
mahkemeye çağırdılar. Anlayacağınız onu tanrısızlıkla suçlayarak mahkemeye çıkardılar ve
hüküm giydirip hükmün infazını
Eğer birini seviyorsam herkesi seviyorumdur; dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. Eğer bir kişiye "seni seviyorum" diyebiliyorsam, "sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum" da diyebilmeliyim.