Sesini buluyor, yıllardır derdini anlatmayan dudaklarının arasından dışarı çıkmak için can atan o güzellikler, bütün o harikalar, vahşi bir akışla, dipdiri bir güçle dökülüyordu ağzından.
Onun aşk kavramı daha çok, çiçek kokulu loş bir uhrevi sükunet ortamında bulunan maşuka yönelik sakin duygusal yakınlıktı. Aşkın volkanik patlamaların, yakan ateşini, kavrulmuş küllerden oluşan kıraç döküntüsünü hiç canlandırmamıştı gözünde.
Bütün bunların içinde en önemlisi, düşüncesinin temelinde yer alan ve şimdi de en öne çıkan sorun ise bu insanlara karşı nasıl bir davranış içinde olması gerektiğiydi. Yaklaşımı ne olmalıydı? Daima ve büyük bir kaygıyla bu meseleyle boğuşuyordu.