Çocuklar güçlü duygular içindeyken, kimseyi dinlemezler. Öğüt, teselli ya da yapıcı eleştiri kabul etmezler. İçlerinden geçenleri, o anda ne hissettiklerini anlamamızı isterler.
Neşter vurulurken dikkatli olan bir cerrah gibi, ebeveynlerin de kelimeleri kullanma becerisine sahip olması gerekir. Çünkü kelimeler bıçak gibidir. Kelimeler, fiziksel olmasa da çok acıtan duygusal yaralara yol açabilirler.
İyi anne ve babalar çocuklarını dinler, onlara dikkat eder, onların davranışlarını biçimlendirir. Bedensel, duygusal veya zihinsel temas yoluyla çocuklarında iyi duyguların oluşmasını sağlar, Bir dokunuş, bir gülümseyiş, duygu ve düşüncüle-ri kelimelere dökme tarzı çocuğun iç dünyasında yankılanır.
Bu toplum bize, "duygulara dikkat kesilip de yavaşlama, aman hız kesme, hedefleri erte-leme" diyor.
Hayatlarımız giderek daha rekabetçi esaslara göre tanzim ediliyor, insanlara rehberlik edecek değerler belirsizleşiyor ve giderek bir şüphe ve maddecilik çağında yaşar hale geliyoruz. Giderek daha fazla anne, çocuklarını anaokuluna veriyor veya bakıcıların yardımıyla büyütüyor. Anne ve babaların çok uzaklarda ve hep meşgul olduğu evlerin yalnız ço-cukları, duygularını yerli yerince düzenlemeyi öğrenemeden büyüyor. Bu yüzden gönümüzde gençler arasında depresyon, antisosyal edimler, intihar davranışı ve madde kullanımının yaygınlaştığını görüyoruz.
Yineleyici yaşantılarla öğrenme olur. Bebek, ilişki kurdukça yakın ilişkilerinde diğer insanlardan ne beklemesi gerektiğini öğrenir.
-İnsanlar duygu ve ihtiyaçlarıma cevap veriyor mu yoksa onları saklamak mı daha doğru olur?
-Bana duygularımı düzenlemek konusunda yardım mı edecekler yoksa beni hayal kırıklığına mı uğratacaklar?
İnsan olarak temel psikolojik örgütlenmemiz, hayatın ilk ay ve yıllarındaki yaygın deneyimlerle şekillenir.