Mehmed Uzun’un külliyatı benim için bir bütündür ve her parçası başucu niteliğindedir; bu eser de o zincirin en samimi halkalarından biri bence. Kitap, bir aydının sadece yazarlık serüvenini değil, toplumsal davaları, sürgünlüğü ve ruhundaki o derin bunalımları bizzat kendi ağzından anlatıyor. Dicle'nin Sürgünleri doğarken yazarın geçtiği o sancılı beş yılı ve ruh halini o kadar net görüyorsunuz ki... Bir romanın arkasındaki o koca emeği ve adanmışlığı hissetmek isteyen herkes mutlaka okumalı.
Dünyevi işler söz konusu olduğunda enerji dolu olan insanlar, iş dini mevzulara gelince tembellik ve dermansızlığa yenilirler. Öyle ki bazı insanlar "dinin direği" olarak tarif edilen namazı dahi ihmal etmek için bahaneler bulabiliyorlar.