N.

Bir gün bir gün bir çocuk eve de gelmiş kimse yok. Nerede herkes? Nerede o eski bayramlar? İstanbul’un şekeri, mini mini kuşlar, kırmızı balıklar, uçmak isteyen köpek hepsi mühürlü bir geçmiş şimdi. Şimdi? An, At that moment. An, Remember. Bu ne yaman çelişki? Şimdinin bağrından geçmişe dönük bir bakış. Anıyorum. Ama bazen anlayamıyorum. Küçük bir çocuk iken hep bu anın korkusuyla yaşıyordum oysaki. Kayıp. Ne büyük bir boşluk. Yeri dolmuyor, akıl almıyor. Zaman. Zam-AN. An an an bitmiyor. Bitti mi de temelli bitiyor. Yitip gidiyor. İnsanı en çok da veda edememek üzüyor. Nasıl veda edilir ki? İnsan. İns-AN. Edilmiyor. Veda edilemiyor. İnsan ölümü en sevdiklerine konduramıyor. Madem ölüm mutlak. An. Geriye tek kalan.
Bayram
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yüzyılın kamburunda Kabuk bağlamış yara gibi Gökyüzüne sesleniyor nidalar İklime inat Şiltesi eskimiş gece gibi Haydi kalk suratına bir bak Hangi yalan için susulmuş Tuzlu yeminler Ekmekli ayinler Sürmeli tepeler Yuvarlanıp kucağına düşen kirpi Hiçbir yere varmayan yol Kusulmuş gözlerin ahı Bir haykırsa anam dağları delecek feryadı Ama yine de susmak kadar acıtmadı Günah kadehte bir şarap Bedende bir bacak Ama masumdan çalınan yıllar kimden hesap sorulacak Hayır üşümek haram Konuşmak haram Düşünmek haram Haram olmasa da haram Fukaranın cebinden azalan Padişahım çok yaşayan İki gözünden şimşekler çakıyor Tuttuğu gibi bir ağacı Gövdesiyle yerinden söküyor İki artı iki gözümün önünden geçiyor Kervalar saraylar hanlar hamamlar Bir tas suya muhtaç kalanlar
Şiir
Gençliğim yedi tepeli bir burç Bedenimde Çocukluğumun ardından Hani nerede adamlarım, kardan O zaman kış gelmişti O gün hürmetine yedim zeytini Bir günde büyüdüm Bir günde uçtu kuşum kafesten Gençlik giyindi bedenimi Düşlerimi hangi periler Saçlarımı hangi örmekler Zamana yedirdi Gençlik boğazıma düğüm düğüm Bir hıçkırık gibi yapışık Nefeslerim ile seyrelttiğim Ey benim günleri sınırlı Kendine kurgun Sırtı kambur gençliğim Sabahı geceye Gecesi heceye benzer gençliğim Yaşlanmaya aynalardan başladın Parmaklarımda hala daha parmakların Gücün; korkun Benim, bana yar olmayan gençliğim Alnına düşen iki parça kahküllü Küllerin korlarımdan döküldü Al tut şunu Bunun adı alnımıza yazılı Sen benim gençliğim Ben senin geçtiğin
Ruhun enstantanesini yakalamak.. Ruhumuzun zamandan taşan bir yanı var. Zamanın, seyrele seyrele uzanışında, ruh, ufukta zamana sığmayıp, onu inkar ediyor. Ruhu bu noktaya ulaştıran ise renklerin ve şekillerin, kokuların ve seslerin el ele verip, bir noktada birleşerek, çehrelerin maskesini düşürüp, ruhun idrakini imgenin sonsuz çemberine alması ile oluyor. Bu çemberin döngüsünde ruh, kendini ısrarla, tekrar tekrar doğuruyor. Kendi kendinden çareler üretip, kendini çoğaltıyor. Kaderin bir adım ilerisinden, kendi muhayyelesinde, masaldan şatolarda, kaderi tecrübe ediyor. Tüm hayat, öncesiz ve sonrasız, sanki bir anda olduğu noktadan başlayıveren ve o noktaya göre baz alınan bir hakikatmişçesine… Sanki tüm ruhları, kendi ruhunda deneyimliyormuş gibi… Dünyanın başından beri arzulanan bir şey bu zannımca; kader ve zamanın prangalara vurulu idrakinden kurtulmuş, tüm tahayyülleri kapsayan, ebediyetin anlamına vakıf bu ruh hali. Kim kaybetmiş ki biz bulalım? Peki, bir ruh bunu nasıl başarabiliyor? Bir terbiye meselesi mi, yoksa göksel, ayinsel olanın ilahisi mi? Belki de her ikisi de… Ancak ruhumuzun derinliklerinde bir an, kısacık bir an için de olsa hepimizin böyle bir hissiyatı deneyimleyeceğine inanıyorum.. zira hepimizin ruhu uzviyete mahkum bir kuş gibi çırpınıp duruyor. Bir gün kafesinden uçacak ve sonsuzun içinde yerini alacak.. Ama ruhumuz kanatlanıp uçmadan, hala daha aynalara beden ile aynı aksi düşürürken, hala daha parmaklarımızın şekline sahipken, ruhumuzun bir kerecik için bile olsa gülümseyebileceğine inanıyorum. Eğer, ruhumuzun bu mutluluk anını yakalayabilirsek parmaklarımız deklanşöre bassın yeter. Bir ömür yaşayamadığımızı, o anın hatırasında yaşarız..