Ah şu insan..
Kitapta bir insanın kumarbaz oluşunu okuyoruz. Yavaş yavaş olmuyor her şey, bir anda olup bitiyor. Ama Aleksey İvanoviç daha hiç kumara bulaşmamışken, büyükanneyi kumar masasında oynarken izlediğinde anlıyor bir kumarbaz olduğunu.
“Ben de bir kumarbazdım; bunu o anda kesin olarak hissettim. Ellerim, bacaklarım titriyor, beynim zonkluyordu.”
Peki Aleksey İvanoviç’in bu yitimi ne ifade ediyor? Kumar sadece masada mı oynanır? Hayır. Kumar, insanın kendi kendine söylediği yalanlardan, kendini hapsettiği sınırlardan sadece birisi.
“Rulet olmazsa, ona benzer bir şey olur. İstisnalar çok nadir.”
İnsan, tüm kusurlarıyla, noksanlarıyla, unuttuklarıyla, yarım kalmışlıklarıyla, hep kaybettikleriyle, eksik kaldıklarıyla iki ayağının üzerinde bir kafasıyla gövdesine dikili insan..
Ah şu insan, ne kadar kaybetmeye mahkum. Kendinden eksilmeye ne kadar meraklı, bir yerlere tutunmaya ne kadar hevesli. Kendinden eksiltip, kendinde yitip, kendini bitirip ne de çok var olmak ister dışarda. Kendinden ırakta. Bir yerlere tutuşturulmuş, bir kıyıya iliştirilmiş, bir varlığın içinde, bir kayıp olarak da olsa, ah olmak, bağlanmak, tutunmak görevidir adeta..
Ah şu insan, tutunacak bir şey buldu mu şu hayatta daha hiç bırakmaz, yapışır yakasına. Kendini, artık bağımlı olduğu kadar büyük, bağımlı olduğu kadar gerçek, bağımlı olduğu kadar var eder hayalinde. Ah şu insan yakasına yapıştığı bir hayali yaşatmaz da, o hayalin içinde yaşar, dudak tiryakisi bir hayat anlayışıyla. Yaşamı tüm gerçekliğiyle içine çekmez de kafasının sınırlarına çekilir, sınırlarının içinde yaşar gider. Yiter gider işte..
Ah şu insan, kendi kafasında kendine sınırlar biçer, o sınırlara bağlanır, onlara zincirler kendini.
Ah şu insan, kendinden kurtulup içine tıkılabileceği bir yer bulsun, ister bir