Hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, en yakınların çirkin maskeler taksınlar... Hayat bu, de kendi kendine, ikinci kez çağrılmayacağın bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin.
Kaba tahta masa küçüktü, üzerinde çakı izleri vardı. "işte mutluluk!" demiştim kendi kendime. "Başka bir yerde olmak ne büyük mutluluk! Ne büyük mutluluk aile sofrasında olmamak!" Ağız kalabalığı ya da bilgileri ile parlamaya çalışan davetliler yok! Baba gölgesi yok. Bakışlarıma, tabağıma, düşüncelerime dikilmiş bakışları yok! Mutsuz bir çocukluğum olmadı, yo hayır! Şımartıldım, yoksulluk nedir bilmedim Ama bir bakışın ağırlığını sürekli üzerimde hissetmek. Muazzam bir
sevgi, umut dolu bir bakış, ama aynı zamanda beklenti dolu bir bakış. Ağır. Yıpratıcı.