Havadaki titreşimi hissedebiliyorduk; bir telaş duygusu hakimdi ortama. Belki de zamanın akışını, içinde bulunduğumuz on yılın son yazını yaşadığımızı fark etmekten kaynaklanıyordu telaşımız. Bazen ellerimi kaldırıp durdurmak istiyordum. Ama neyi durdurmak? Belki de büyümeyi...
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, 1915'li yıllarda geçen bir roman. Dizinde ki kemik veremi hastalığından muzdarip 15 yaşında bir genci anlatıyor. Aslında olayları ismi olmayan bu hasta gencin ağzından dinliyoruz, bir nevi günlüğünü okuyoruz.
Peyami Safa'nın güçlü ve sade anlatımı ile sizi içine çeken, kısa sürede okunabilecek, akıcı bir roman.
Roman kahramanı hasta genç 7 yıldır bu rahatsızlıkla uğraşmaktadır. Bacağını kaybetme riski vardır ve ameliyat olmalıdır. Yaşadıkları küçük yaşına rağmen onun üzerine olgunluk elbisesini giydirmiş, hayata bakış açısını değiştirmiştir. Doktor tavsiyesiyle istirahat için uzaktan akrabaları olan Paşa'nın evine misafir olarak gider ve kızı Nüzhet'e aşık olur.
Peyami Safa hasta gencin psikolojik tahlilini öyle güzel yapmış ki, roman içerisinde sürekli değişen bir olay silsilesi olmamasına rağmen keyif alarak, sıkılmadan okuyorsunuz.
Romanın ilk sayfasında ki Ahmet Hamdi Tanpınar'a ait cümleyi paylaşmak istiyorum:" Bu sayfalarda; insan hakiki acıyı, ıstırabı, bir gölge halinde bile olsa, seferberliğin aç İstanbul'unu buluyor."
Değerli yazarlarımıza ait böyle güzel eserleri okumanızı öneririm.
Bazı kitapları okuduktan sonra, aynı kitabı daha uzun yıllar tekrar tekrar okuyacağımı düşünürüm. Çalıkuşu kesinlikle o kitaplardan biri. Reşat Nuri'nin anlatım tarzı, cümleleri kuruş şekli, akıcı üslubu ve yüreğe dokunan konusu ile Çalıkuşu gerçekten eşsiz bir roman.
İstanbullu köklü bir ailenin kızı olan Feride, küçük yaşta anne babasını kaybeder. Bir Fransız okuluna gönderilen Feride, yaramazlıkları, dur durak bilmeyen halleri ile Çalıkuşu adını alır. Kuzeni ve bir süre sonra nişanlısı olan Kamran'a derin bir aşk beslemektedir. Düğünden bir gün önce Kamran'ın Avrupa'da göreve gittiği bir dönem başka biriyle ilişkisi olduğunu öğrenir ve her şeyi ardında bırakıp İstanbul'dan gider.
Anadolu'da zor şartlarda öğretmenlik yaparak, Kamran'a veremediği sevgisini şehir şehir gezdiği okullarda ki çocuklara veren Feride'nin hikayesini bir solukta okuyacaksınız. Keyifli okumalar diliyorum.