Her ne kadar tersini söylesek de, her ne kadar vazgeçilemez değerlerden söz ederken buna cidden inanıyor olsak da, geçmişle aramızdaki ilişkide belirleyici olan şey derin bir kayıtsızlıktır. Vazgeçilemez değerler diyoruz ama aslında zorunlu bir değer verme durumu bu. Öyle görünüyor ki bilincimiz, bedenimizin ruhsal ölümsüzlük talebini gerçekleştirecek donanıma sahip değil.
"Belki de grip başlangıcı değildir de," dedi, "düşüncelerimdir beni bu kadar yoran. Son günlerde zamanın edebiyatı aşındırdığını ve yıkıma uğrattığını düşünüyorum, bunlar muhtemelen yeni düşünceler ama her halükarda ağır düşünceler" dedi.
Avutulmayı değil acımasızlığı seçiyordu. Görmesi ve anlaması yolunda eğitildiği düzenin değil, bu düzenin dağılmış halinin peşinde gidiyordu. Sanata yönelmesi bir şey almak için değil, sadece görmek içindi. Bir sanat eseri hakkında "insana bir şeyler veren" ifadesini kullanmak, örneğin bu kitap bana çok şey verdi, bunları öğretti demek aklından geçmezdi, ilk düşündüğü şey aydınlanmak olurdu; sanat eseri onun sahte umutlara kapılmadan görmesini sağlardı, böylece o da hayatta olduğunu hissederdi, oysa genç erkekler yaşadıklarını hissetmek, bunun bilincinde olmak konusunda genellikle güçlük çekerler, bu da onları hayata karşı uyumsuz yapar.