Kendimiz olmamız, diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının istediklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar.
“Bir varmış, bir yokmuş…” Bu paradoksal cümle, öykünün, hiçbir şeyin ilk göründüğü gibi olmadığı dünyalar-arasındaki-dünyada geçtiği konusunda, dinleyicinin ruhunu uyarmayı amaçlar.
Klasik psikoloji kuramı, mutlak bir inkârla, psişeyi insanların üstünde yaşadıkları toprakla ilişkisinden, rahatsızlık ve huzursuzluğun kültürel kökenlerine dair bilgiden ayırma, dahası, psişeyi insanların içsel ve dışsal hayatlarını biçimlendiren politikalardan koparma eğilimindedir - sanki bu dış dünya, tıpkı içerideki şamata kadar gerçekdışı, o kadar simge yüklü, kişinin ruh dünyasını o kadar etkileyen ve düzenleyen bir şey değilmiş gibi. İçinde yaşanılan ülke, kültür ve politika, bireyin psişik manzarasına en az öznel ortamı kadar katkıda bulunur ve bu öznel ortamdan olduğu kadar, bu açılardan da bakmak önemlidir.
İçimizden hangimiz kendisi için iyi seçimler yapma içgüdüsünü yitiren ve bu nedenle marjinal bir hayatı ya da daha kötüsünü yaşamak zorunda kalan en az bir tane âşık kadın tanımaz? Belki de o kadın bizzat sizsiniz.