“İnsanların büyük bir çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.” Ne anlamlı bir söz, değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.
Bu kitabın, bir terapistin bireysel keşif ve profesyonel gelişim yolculuğunda okuyabileceği oldukça değerli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ben de bu yolun henüz başındayken okumaya karar verdim. Belli bir yol aldıktan sonra tekrar açılası, ara ara bakılası bir eser. Tek küçük eleştirim biraz “hap” bilgi gibi olması ve kısa kısa bölümlerden oluşması olabilir. Daha derinlemesine ele alınabilecek konular da vardı bence bu bölümlerde. Bu demek değil ki öz bir anlatımla derinlik aktarılamıyor. Hatta bu kitap özelinde çoğunlukla bunun aksine bir çizgi ilerliyor diyebilirim. Bu yüzden de eleştirim oldukça küçük.
Bağışlanan TerapiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20172,545 okunma
Ben aşk saplantılarının bir oyalayıcı olarak iş gördüğüne ve bireyin daha acı veren düşüncelere yönelmesine engel olduğuna inanıyorum. Er ya da geç şu soruya ulaşmayı umut ediyorum: Eğer söz konusu kişiyi saplantı haline getirmeseydin ne düşünüyor olurdun?
Öncelikle, klinisyenlerin, geçerli kılınmamış terapilerin geçersiz terapiler olmadıklarını akıllarından çıkarmamalarında ısrar ediyorum. Bir araştırmanın, eğer fon desteği isteniyorsa, ilaç etkinliğini test eden araştırmalarla karşılaştırılabilecek şekilde açık bir tasarımı olmalıdır. Bu tasarımın "temiz" hastaları (yani başka herhangi bir tanı grubuna girmeyen tek bir bozukluğu olan hastalar - klinik uygulamalarda pek görülmeyen hasta tipi), kısa terapi müdahalesini ve yinelenebilir, tercihen el kitabına dönüştürülebilen (yani adım adım yazılı bir el kitabına indirgenme özelliğine sahip olan) tedavi biçimini içermesi istenir. Bu tür bir tasarım büyük ölçüde CBT'nin lehinedir ve sahicilikle biçimlenen ve kendiliğinden ortaya çıktıkça burada-ve-şimdi'ye odaklanan yakın terapist-hasta ilişkisine dayanan çoğu geleneksel terapiyi dışlar.
Hayatın anlamı sorusu Buda’nın düşündüğü gibi aydınlatıcı değildir. İnsanın kendini yaşam nehrine bırakması ve sorunun akıp gitmesine izin vermesi gerekir.