İnsan bir kişiden hoşlanabilir. Ama aşkı hazırlayan o hüznün, o telafi edilmezlik duygusunun, o iç daralmalarının ortaya dökülmesi için, bir imkânsızlık ihtimali gereklidir (belki de bu yüzden, tutkunun kaygıyla kucaklamaya çalıştığı hedef, bir kişiden ziyade, aşkın kendisidir).
Tanımadığımız bu dünyaların görünürde düzensiz hareketlerini ancak defalarca sabırla, ama huzursuzca gözledikten sonradır ki, tesadüflerle aldanmadığımızdan, tahminlerimizin boşa çıkmayacağından emin olarak, bu tutkulu astronominin zalim tecrübeler karşılığında ele geçirilmiş kesin yasalarını saptayabiliriz.
..... Ama bazen de, tesadüf onları ısrarla karşımıza çıkarır (küstah küçük çete için de geçerli olacaktı bu). O zaman tesadüfü güzel buluruz; çünkü hayatımızı düzenlemeye yönelik bir girişim, bir çaba sezeriz kendisinde; tesadüf bizim için hayallere sadakati kolay, kaçınılmaz ve bazen de –hatırlamayacağımız umudunu doğuran kesintilerden sonra– zalim kılar; daha sonra, bu hayallere sahip olacağımızın, kaderimizde yazılı olduğunu zannederiz; oysa tesadüf olmasa, aynı hayaller, birçok başkaları gibi daha baştan, kolayca unutulurdu.
Sinirlerimin huzurlu mırıltısını işitiyordum; huzur verebilecek dış nesnelerden bağımsız bir huzurla doluydular; bedenimin veya dikkatimin en küçük kıpırdanışı, kapalı göze hafifçe bastırmanın renk duyumunu yaratması gibi, bu huzuru hissetmeme yetiyordu.