Geçmişe ait ne varsa hepsi yaraya ve yasa dahildi. Ait olmadığım zamanlar bile. Eski fotoğraflarda, eski filmlerde ve tabii eski şarkılarda, bir daha geri gelmeyecek günlerin hasreti asılıydı.
Bazı iplerin kolay koptuğunu, bazılarınınsa asla kopmadığını bilecek kadar kalmıştım hayatta. İnsanın kendine kaçacak pay bırakması; ille de bağlanacaksa bir yere, çürük ipler seçmesi gerektiğini bilecek kadar yaşamıştım.
Malum, aceleye gelmiş tanışıklıklar, ekseriyetle aslında hiç tanışılmadığının fark edilmesiyle noktalanır. Güzel şeyler hızla; doğru ve emniyetli olanlarsa zamana yayıp bekleyerek yaşananlardır.
Sıradan eşyaların hatırlattıklarından kurtulmak sanılandan kolaydır. Ama sanat eserleri öyle değil. Şarkılar mesela, işimizi epey zorlaştırır. Sanat eserleri, yani iyi olanlar, genellikle bizden uzun yaşarlar. Unutmak istediğimiz bir mesele varsa ve onlarla bağlantılıysa, her karşılaştığımızda bize hatırlatırlar.