Thranduil

Thranduil
@nulliusinverba5
null
“Dostlarımızı doğru seçme istencimizin ve zekamızın olduğunu varsayalım,” der, “çok azımızın buna gücü yeter, tercih alanımız çok sınırlıdır. İstediğimiz kimseyi tanıyamayız... Büyük bir şans eseri, büyük bir şairi sezebilir ve sesinin tınısını işitebiliriz ya da bizi kibarca yanıtlayan bir bilim adamına bir soru sorabiliriz. Bir bakanın özel odasında on dakikalık görüşme elde edebiliriz, bir kraliçenin nazik bakışını hayatımızda bir kez yakalama ayrıcalığımız olabilir. Ve yine de bu kaçamak rastlantılara göz diker, yıllarımızı, tutkularımızı ve yetilerimizi bunun çok daha azı için harcarız, oysaki bu zaman süresince, konumumuz ne olursa olsun biz dilediğimiz sürece bizimle konuşacak insanlardan oluşan, bize sürekli açık bir toplum vardır. Ve bu o kadar kalabalık, o kadar uysal ve tüm gün yanımızda bekletebileceğimiz bir toplumdur ki –krallar ve devlet adamları gibi ilgi göstermek için değil, ilgi görmek için sabırla beklerler– bizler, kütüphanelerimizin ışığıyla döşenmiş bekleme odamızda asla aramaya çıkmayacağız onları, bize söylediklerinin bir tekini bile dinlemeyeceğiz.”
Sayfa 16
Reklam
...Sahip olanlar vermek zorundadırlar, ama hiçbir şey vermek istemezler. Sahip olmayanlar ise sahip olmak isterler, ama hiçbir şey alamazlar. Üstelik bunların da ulvi savaşçılar oldukları pek söylenemez. Ya soyguna geç kalmışlardır, ya beceriksizdirler ya da ellerine fırsat geçmemiştir.
Sayfa 62
Papalagi'nin son derece kendine has ve karışık bir düşünce tarzı vardır. Nasıl yaparım da bir şeyi kendim için kullanırım ve bu kullandığımın hakkı da benim olur diye düşünür. Bütün insanların yararını değil bir tek kişininin yararını düşünür hep. Bu tek kişi de kendisidir.
Sayfa 58