Artık biliyoruz erkin neler yapabileceğini menfaati uğruna; kimleri ve neleri sınırsızca feda edebileceğini de. Neyseki tarih kitapları ne kadar tarafsız yazamazsada yazdıklarını, muhtemelen daha çok edebi cümlelerden kaçındıkları için olacak, her şey neredeyse apaçık. Milliyetlerini övdükleri düzeyde aşağılıklar, pohpohladıkları düzeyde krallarını ve katı kurallarını, kahramanlarını ki öldürmekten ve ileri düzeyde silah kullanmayı bildiklerinden başka hiç bir şey bilmiyorlar. Kangölleri üstüne ve cesetlerinin tam olarak kime ait olduğu bilinmeyen yığınlar üzerine kurulu ülkelerin en modern çağını yaşıyoruz şu an, yani sonu, sona en yakın zamanları kaçınılmaz olarak. Her nefes alışımız bir önceki çağda verilen kurbanlardan çalıntı, bunu tarih kitapları ve çoğunluğu gizli yapılmış uluslararası antlaşmalar söylüyor dolaylı olarak çoğunlukla dolaysız. Dertsiz tasasızmışız gibi ve kapkara vicdanlara sahip kapkara cahiller gibi günü ve yarını har vurup harman savururcasına yaşamaya tahammül edemedikçe en basitiyle yaşamayı beceremiyoruz ve tükeniyoruz, mürekkep ve terebentin soluyorak, tualin ve saman kağıtlarının huzurunda, giderek daha da huzursuz, kusursuz bir şeyler umarak renklerden ve kelimelerden...
Ellerin en güzeli yaratılmış olan şeylerin
Ve gözlerin
Annem, Babam nerde demiştin?
Özledim
Bir de iki odun atsaydı sobaya
Ruhum üşüyor bu çağda
Kalbime bir de o
Avuçlarındaki nasırlarla dokunsaydı
Hani en kutsalım saydığım
Mermerleşen giderek
...
Oradan geçerken değdiğin bir yaprak olsaydım bari,
O yaprak benim olsaydı
Sesin nasıldır bilmiyorum
Yağmura benzetiyorum
Rüzgara biraz
Sabah ezanından hemen sonra
Kuşlar hatırlatıyor
Günaydın deyişini duymak istiyorum
Nasıldır sesinle bilmiyorum
Gözlerinden dünyaya bakmak nasıldır
Duymak
Dokunmak nasıldır ellerinle
...