İslam dini, hem bir inanç sistemidir hem de ahlâki ve ameli kurallar manzumesi, dünya için mutluluk ve huzur kaynağı olduğu gibi, öte dünya için de kurtuluşun anahtarıdır. İnsanların ruh huzuru, gönül rahatlığı, birlik ve beraberlik esasına dayalı kardeşlik temelinde mutlu bir hayat sürmelerini istediği gibi, âhiret hayatını kazanmanın ve kalıcı mutluluğa ve huzura erişmenin reçetelerini de sunar. Dolayısıyla İslâm, inanç olduğu kadar, güzel davranıştır, yardımlaşmadır, selâmlaşmadır, paylaşmadır, güzel ahlâktır ve kısaca iyi ve güzel olan her şeyin yanında yer almaktır. Bütün bu güzel davranışlar ancak sağlam ve sarsılmaz inanç temelinde değer kazanır, ibadete dönüşür ve kurtuluşun anahtarı olur.
Hayattan tamamıyla el etek çekmek, çalışmamak ve buna rağmen her zaman sırlı ve gizemli kurtarıcılar beklemek, inancımızla bağdaşan bir durum değildir. İnsan dünya hayatında kendinden bekleneni yapar, güzel ameller işler ve Allah'ın sevdiği kullar arasına girerse, Allah görünen veya melekler gibi gözle görülemeyen yardımcılarıyla onu destekleyecektir.
Ayrıca iman, en basit anlamıyla sevgidir. Önce Allah'a olan güçlü bir sevgi ve sonra da O'nun hatırına bütün mahlükatını, diğer insanları ve içinde yaşadığı evreni sevme sanatıdır. Bütün insanlara ve kainata sevgiyle bakan insan, hayatı da sever. Kendi hayatında bütün evreni topyekün hayatının bir parçası olarak görür. Kendi görevlerini yerine getirmek için çaba sarf eder; daha iyi ve daha güzel bir hayatı kazanmak için hayata dört elle sarılır, hayatını anlamlandırır. Dolayısıyla bir müminin hayatında anlamsızlığa asla yer olmamalıdır. Aksine mümin hayatını daha iyi değerlendirmenin devamlı bir mücadesi ve azmini taşır.