Son pişmanlığın fayda vermediğini, herkese körü körüne inanılmaması ve hatta deli gibi sevilmemesi gerektiğini öğreten bir roman. Edebiyatımızda ayrı bir yeri olması sebebiyle okumaya başladığım ve bir sonraki sayfada acaba ne olacak dediğim bence sürükleyici olan bir kitap.
Ali bey , iyi eğitim almış kendini geliştirmiş ahlaklı bir katip. Mehpeyker ise tam tersi her kötülükle küçük yaşta tanışmış erkekleri avucunda oynatan nerede neyi iyi oynayacağını bilen bir kadın.
Olay Ali'nin mehpeykerle tanışmasıyla başlıyor.
Ali'nin daha önce kendi işleri dışında hiçbir şeyle uğraşmamış olması ve gönül işi nedir bilmemesi Mehpeyker'in en ufak sevimli hareketini gözünde daha da sevimli bir hale getiriyor ve Ali bu duygunun hiç bitmemesini istiyor.Mehpeykerin Ali'ye duyduğu şehvet dolu o duyguya karşılık Ali ruhunun en derinlerinde kız için büyük saf bir aşk besliyor.
Ama gel görki her güzel şeyin bir sonu vardır. Mehpeyker bir gece de Ali'nin gözündeki yüceliğini kaybediyor. Namık Kemal kitabında şöyle diyor:..Sevda ise ilacı zor bir hastalıktır.
Ali yakalandığı bu hastalıktan yine bir sevdayla kurtulmaya çalışır. Bu sefer ilacın adı Dilaşub'tur.
Kitaptaki 'Yüzü ve fiziği güzel bir ilkbahar sabahı içinde henüz şafaktan kurtulamayan güneşi andırıyordu' sözü tam da Dilaşub'u betimler.
Asıl buradan sonra başlar her şey. Ali'yi Dilaşub'a kaptırdığını gören Mehpeyker'in şehvet dolu aşkı artık ölüm dolu bir aşka dönüşür. Her şeyden habersiz olan Ali yeni ilacıyla iyileşmiştir ama kötülük yakasını bırakmaz. Sonrasında bu sevda da ona kederli gelir.
Kitabı Son pişmanlık fayda vermez sözüyle tamamlar yazar.
Ölçülü sevmenin önemini, düşünmeden tartmadan ve hatta dinlemeden kimseyi yargılamamamız gerektiğini bize öğretir ve kitabı bitirir.